Web sitemize hoşgeldiniz, 14 Mayıs 2021

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Doğumu, Çocukluk ve Gençlik Yılları

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Doğumu, Çocukluk ve Gençlik Yılları

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Doğumu, Çocukluk ve Gençlik Yılları

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) çocukluğu ve gençliğiyle ilgili neler biliyorsunuz?

Hz. Peygamber Rebiülevvel ayının on ikisinde Pazartesi günü Mekke’de dünyaya geldi. Bu tarih miladi takvime göre 20 Nisan 571 tarihine denk geliyordu. Ailesi Hz. Muhammed’in (s.a.v.) doğumunu büyük bir sevinçle karşıladı. Annesi Âmine biricik oğlunu kucağına aldı, bağrına bastı, öptü, kokladı. Abdülmuttalip torununun doğduğunu haber alınca onu kundağıyla kucaklayıp Kâbe’ye getirdi. Torununa kavuşmanın mutluluğuyla Allah’a (c.c.) şükretti. Kureyşlilere ziyafet verdi, yoksulları doyurdu. Torununa hangi ismi verdiğini soranlara, “Muhammed adını verdim. Dilerim ki gökte Allah, yeryüzünde de insanlar onu iyilikle ansın…” cevabını verdi. (İbn Asâkir, Târîhu medîneti Dımaşk, C 3, s. 32.)

Mekke şehri sıcak ve kurak bir iklime sahipti. Şehrin havası bebeklerin sağlıklı büyümesini zorlaştırıyordu. Bu yüzden Mekkeliler çocuklarını bir süreliğine çevredeki köylerde yaşayan sütannelere verirlerdi. Böylece çocuklar Mekke’ye göre daha sağlıklı bir ortamda büyürdü. Ayrıca Arap dilini güzel ve doğru bir şekilde konuşmayı öğrenirlerdi.

Hz. Peygamber doğduğu yıl büyük bir kuraklık yaşandığından herkes geçim sıkıntısı çekiyordu. Sütannelik belli bir ücret karşılığında yapıldığı için hiç kimse Hz. Muhammed (s.a.v.) gibi yetim bir çocuğu almak istemiyordu. En sonunda Halime ve eşi Haris, onu yanlarına almaya karar verdiler. Haris, eşi Halime’ye, “Git onu al. Belki Allah onun vesilesiyle bereket ve bolluk ihsan eder.” (İbn Sa’d, Tabakât, C 1, s. 111.) diyerek eşini gönderdi ve Hz. Muhammed’i (s.a.v.) alarak köylerine döndüler. Hz. Peygamber’in gelmesiyle birlikte gerçekten de evlerine bolluk ve bereket geldi. Sütannesi ve süt kardeşleri onu çok sevdiler. Hz. Peygamber de onların yanında çok mutlu günler geçirdi. Sağlıklı bir şekilde büyüdü.

Fil olayı nedir?

FİL OLAYI

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) doğduğu yıl Mekke’de çok önemli bir olay yaşandı. Ebrehe adında bir komutan Yemen’de büyük bir tapınak inşa ettirmişti. Artık Kâbe’nin değil kendi tapınağının ziyaret edilmesini istiyordu. Bu sebeple büyük bir ordu ile Kâbe’yi yıkmak için yola çıktı. Ordusunda filler de vardı. Mekke yakınlarında konaklayan ordu Mekkelilere ait bazı hayvan sürülerini gasp etmişti. Bu sürüler içinde Abdülmuttalip’in iki yüz devesi de vardı. Abdülmuttalip Ebrehe’nin yanına giderek develerinin geri verilmesini istedi. Ebrehe bu duruma şaşırdı, “Ben buraya kutsal Kâbenizi yıkmaya geldim sen ise develerinin peşindesin.” diyerek şaşkınlığını ifade etti. Abdülmuttalip ise ona, “Ben develerin sahibiyim. Kâbe’nin sahibi ise Yüce Allah’tır. Şüphesiz ki Allah kendi evini koruyacaktır.” şeklinde cevap verdi. Ebrehe bu cevap karşında daha da şaşırdı ve adamlarına Abdülmuttalip’in develerini geri vermesini emretti. Abdülmuttalip Mekke’nin etrafındaki dağlara saklanmış olan halkının yanına döndü. Herkes korku ve panik içinde olacakları bekliyordu.

Ebrehe ordusuna hücum emri verdi. Ordu harekete geçmiş ilerlerken bir anda ordunun en önündeki fil yere çöküp kaldı. Ne yapsalar Kâbe’ye doğru hareket etmiyordu. Askerler fili hareket ettirmeye çalışırken gökyüzünde bir karaltı belirdi. Ebabil kuşlarından oluşan büyük bir kuş sürüsü ordunun üzerinde dönmeye, pençelerindeki ve gagalarındaki taşları orduya atmaya başladı. Taşlar kime isabet etse o kişi oracıkta can veriyor ya da yaralanıyordu. Kısa bir süre içinde fil ordusu dağılıp gitti. Bu olay Kur’an-ı Kerim’de Fil suresinin mealinde şöyle anlatılmıştır:

“Rabbin, fil sahiplerine neler etti görmedin mi?
Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?
Onların üstüne sürü sürü kuşlar gönderdi.
O kuşlar, onların üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar atıyordu.
Böylece Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi.” (Fil suresi, 1-5. ayetler.)

Mekkeliler bu olayı sevinçle karşıladılar. Fil olayı olarak meşhur olan bu olaydan sonra Arapların Kâbe’ye verdikleri önem daha da arttı. (Mustafa Fayda, “Fil Vak’ası”, TDV İslam Ansiklopedisi, C 13, s. 70-71.)

Mevlit nedir?

Hz. Peygamber’in doğumunu anlatmak için “Mevlit” kavramı kullanılır. Mevlit; doğma, doğum zamanı, doğum yeri, doğum yıldönümü gibi anlamlara gelir. Geçmişte, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) doğum günü olan Rebiülevvel ayının 12. gecesinde camiler kandillerle donatıldığı için bu geceye “Mevlit Kandili” ismi verilmiştir. Müslümanlar Mevlit gecesi Hz. Muhammed’e (s.a.v.) bol bol salavat duası okur, onu peygamber olarak gönderdiği için Allah’a (c.c.) şükrederler. Toplumumuzda Mevlit kandilinde Hz. Peygamber için yazılmış ve Mevlit adı verilen şiirler okumak da bir âdettir.

Hz. Peygamber dört yaşına kadar sütannesi Halime’nin yanında kaldı. Daha sonra annesi Âmine’ye teslim edildi. Altı yaşındayken annesiyle beraber babasının Medine’deki kabrini ziyaret etti. Bu vesileyle Medine’deki akrabalarını da tanıdı. Orada yüzme öğrendi, arkadaşlar edindi, güzel günler geçirdi. Nihayet dönüş vakti gelmişti. Annesi Mekke’ye dönüş yolunda hastalandı ve vefat etti. Dadısı Ümmü Eymen, Hz. Muhammed’i (s.a.v.) alıp dedesi Abdülmuttalip’e teslim etti.

Annesinin vefatından sonra Hz. Muhammed’i (s.a.v.) dedesi Abdülmuttalip yanına aldı. Dedesi nereye gitse onu da yanında götürürdü. Toplantılarda Hz. Peygamber’i yanına alır, konuşulan konularda onun da fikrini sorardı. Kâbe çevresinde ve Mekke sokaklarında birlikte dolaşırlardı. Dedesi onsuz sofraya oturmazdı. Kâbe’nin gölgesindeki özel minderine sadece torununun oturmasına izin verir ve “…Allah’a yemin ederim ki, gelecekte bu çocuğun şanı çok büyük olacak.” derdi. (Zehebî, Târîhu’l-İslâm ve vefeyâtü’l-meşâhir ve’l-a’lâm, s. 54.)

Hz. Muhammed (s.a.v.) sekiz yaşındayken dedesi Abdülmuttalip vefat etti. Hz. Peygamber onu çok severdi, bu yüzden vefatına çok üzüldü. Anne ve babasından sonra dedesini de kaybetmişti. Dedesinin vefatından sonra amcası Ebu Talip, yeğeni Hz. Muhammed’i (s.a.v.) himayesine aldı. Ebu Talip Mekke’nin ileri gelenlerinden, merhametli ve gönlü zengin bir insandı. Hz. Peygamberi kendi oğlu gibi severdi.

Onun bereketli bir çocuk olduğuna inanırdı. En iyi şekilde yetişmesi için elinden geleni yapardı. Ebu Talip’in eşi Fâtıma da Hz. Muhammed (s.a.v.) ile kendi çocuğu gibi ilgilenmiş ve ona daima şefkatle davranmıştır. Hz. Muhammed de (s.a.v.) kendisini koruyup gözeten yengesini anne gibi görmüştür. Yengesi Fâtıma vefat ettiği gün ona duyduğu sevgiyi, “O, beni doğuran annemden sonraki annemdi. Kendisinin çocukları aç dururken o önce benim karnımı doyururdu. Saçımı tarardı.” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, C 14, s. 351.) sözleriyle dile getirmiştir.

Hz. Muhammed (s.a.v.) on yaşlarındayken, amcasının geçimine katkıda bulunmak için çobanlık yaptı. O, Mekke’nin çevresindeki dağlarda ve ovalarda geçirdiği vakitlerde tabiatı gözlemliyor, yaratılışın güzelliklerini görüyordu. Ayrıca çobanlık yapmak küçük yaştan itibaren ondaki sorumluluk duygusunu geliştiriyor, zorluklar karşısında sabırlı olmayı öğretiyordu.

Ebu Talip ticaretle uğraşır, geçimini bu yolla sağlardı. Zaman zaman kervanlarla ticaret yolculuğuna çıkardı. Hz. Peygamber amcasıyla ilk ticaret yolculuğuna on iki yaşındayken çıktı. (İbn Hişam, es-Sîre, C 1, s. 191-195.) Çocukluk ve gençlik yılları amcasının yanında geçen Hz. Muhammed (s.a.v.) bu sürede ondan ticareti öğrendi. Gençlik çağına ulaştığında ise artık tek başına bir ticaret kervanını yönetecek duruma gelmişti. Ticaret amacıyla çeşitli yolculuklara çıkmış; Suriye ve Yemen taraflarına, Doğu Arabistan’a ve diğer bazı bölgelere gitmişti.

Hz. Muhammed (s.a.v.) çocukluğunda amcasıyla ticaret yolculuklarına çıkmıştır.

Muhammedü’l-Emin (Güvenilir Muhammed)

Hz. Muhammed (s.a.v.) kimseye yalan söylemez, kimseyi aldatmaya çalışmazdı. Kendisine emanet edilen şeyleri çok iyi korurdu. Tembelliği sevmezdi. Zamanının kötü alışkanlıklarından uzak durur, içki içmez, kumar oynamazdı. Kimseye haksızlık ettiği görülmemişti. İnsanlar onun fikirlerine son derece değer verir, ona danışırlardı. Çevresindeki herkes onun dürüstlüğüne, merhametine, adaletine hayrandı. O insanların her konuda güvendiği, sevdiği ve saydığı seçkin bir insandı. (İbn Hişam, es-Sîre, C 1, s. 183-184.) Bu sebeple Mekkeliler ona el-Emin yani “Güvenilir Muhammed” derlerdi.

Hz. Muhammed (s.a.v.) hayatının hiçbir döneminde putlara tapmamış, onlar adına kesilen kurban etinden yememiş, onlar için düzenlenen şenliklere katılmamıştır. O her zaman günahlardan uzak durmuştur. Yüce Allah (c.c.) onu cahiliye davranışları sergilemekten korumuştur. Hz. Peygamber çocukluğundan itibaren Mekke müşriklerinin yaygın kötülüklerinden hiçbirini yapmamıştır.

Hz. Muhammed (s.a.v.) Hilfü’l-Fudûl’a Katılıyor

Arap kabileleri arasında küçük anlaşmazlıklar bile kan davaları yüzünden uzun süren savaşlara dönüşebiliyordu. Bu anlaşmazlıklar nedeniyle toplumda huzur, can ve mal güvenliği kalmamıştı. Sadece Mekkeliler değil Kâbe’yi ziyaret etmek veya ticaret yapmak için Mekke’ye gelenler de bu durumdan olumsuz etkileniyordu. Özellikle fakir ve kimsesiz insanlar büyük haksızlıklara uğruyordu.

Toplumdaki haksızlıklar karşısında bazı iyi ve dürüst Mekkeliler kendi aralarında bir birlik kurdular. “Hilfü’l-Fudûl” yani “Erdemliler Birliği” denilen bu birlik, kim olursa olsun haksızlık ve zulme uğrayan insanların yanında yer alacak ve onlara yardım edecekti. Hz. Muhammed de (s.a.v.) bu birliğe katıldı ve üzerine düşen görevleri yerine getirdi. Çünkü o, haksızlıklara ve zulümlere razı olmayan bir karaktere sahipti.

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Evliliği ve Çocukları

Mekke’nin saygıdeğer hanımlarından biri olan Hz. Hatice (r.a.), dürüstlüğünden ve güzel ahlakından haberdar olduğu Hz. Muhammed’e (s.a.v.) kervanlarını yönetmesi teklifinde bulundu. Teklifi kabul eden Hz. Muhammed (s.a.v.) bu ticaretten büyük bir kâr elde etti. Hz. Hatice (r.a.) böylece Hz. Muhammed’i (s.a.v.) daha yakından tanıma fırsatı buldu. Bu iki güzel insan daha sonra evlenip dünyanın en mutlu ailesini kurdular. Hz. Muhammed (s.a.v.) evlendiğinde 25 yaşındaydı. Onların sevgi ve saygıya dayalı evlilikleri Müslümanlar için her zaman en güzel örnek olmuştur.

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) bu evlilikten altı çocuğu olmuştur; Kâsım, Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma ve Abdullah. Kâsım iki yaşındayken, Abdullah ise bebekken vefat etti. Hz. Fâtıma dışında bütün çocukları Hz. Muhammed’den (s.a.v.) önce vefat etmiştir. Hz. Peygamberin bir de Medine döneminde eşi Hz. Mariye’den (r.a.) doğan ve küçük yaşta vefat eden İbrahim isimli bir oğlu vardır.

Hz. Muhammed (s.a.v.) 35 yaşındayken, geçim sıkıntısı çeken amcası Ebu Talip’e destek olmak için onun oğlu Hz. Ali’nin (r.a.) bakımını üstlendi. O sıralar 5-6 yaşlarında küçük bir çocuk olan Hz. Ali (r.a.), Hz. Muhammed’in (s.a.v.) evinde yetişmiş, onun yanından hiç ayrılmamıştır.

Hz. Muhammed (s.a.v.) güzel ahlakı sayesinde toplumda saygı görmüş ve takdir edilmiştir. Onun davranışları bütün insanlığa örnek olmuştur. Onu örnek alan Müslümanlar doğru sözlü ve güvenilir olur. Emanetleri özenle korur, yalandan uzak durur, şaka bile olsa yalan söylemez. Yerine getiremeyeceği sözler vermez. Haksızlıklar karşısında adaletten yana olur. Aile büyüklerine değer verir, onlara saygı ve sevgi gösterir. Onları incitecek söz ve davranışlardan kaçınır. Aile içi işlerde üzerlerine düşen görevleri yerine getirir.

Hz. Peygamberin çocukluk döneminde yüzmeyi ve ok atmayı öğrenmesi gibi Müslümanlar da çağın gerektirdiği bilgi ve donanıma sahip olmaya gayret eder. Hz. Peygamber gibi kötülüklerden uzak durarak güzel ahlaklı ve erdemli bireyler olmaya çalışır.

Kabe hakemliği nedir?

KÂBE HAKEMLİĞİ

Hz. Muhammed (s.a.v.) 35 yaşındayken Mekkeliler Kâbe’yi tamir etmeye karar verdiler. Çünkü Kâbe yangın ve sel gibi nedenlerle zarar görmüştü. Kâbe’nin yeniden inşası için gerekli tüm hazırlıklar tamamlandı. Kabileler arasında iş bölümü yapıldı ve herkes bu iş bölümüne göre çalışmaya başladı. Hz. Muhammed (s.a.v.) de bu tamir işine katıldı.

Kâbe’nin yeniden inşası bitip sıra Hacerü’l-Esved’i yerine koymaya gelince kabileler arasında anlaşmazlık çıktı. Hacerü’l-Esved, Kâbe’nin güneydoğu köşesine yerleştirilen ve kutsal kabul edilen siyah bir taştı. Her kabile bu siyah taşı kendisi yerleştirmek istiyordu. Anlaşmazlık neredeyse savaşa dönüşecekti. Sonunda yaşlı bir Mekkelinin yaptığı teklifi kabul ettiler; Kâbe’ye ilk gelen kişiyi hakem seçecekler ve onun verdiği karara uyacaklardı. Gelen kişi Hz. Muhammed (s.a.v.) idi. Onu gören herkes çok sevindi. Çünkü o Muhammedü’l-Emin’di. Kararında adaletsizlik yapmazdı. Durumu Hz. Muhammed’e (s.a.v.) anlattılar. Hz. Muhammed (s.a.v.) bu anlaşmazlığa çok akıllıca bir çözüm buldu; hırkasını yere serdi ve Hacerü’l- Esved’i üzerine koydu. Her kabileden bir temsilci hırkanın bir ucundan tuttu ve onu birlikte taşıdılar. Son olarak Hz. Muhammed (s.a.v.) taşı alarak yerine yerleştirdi. Bu şekilde çıkması muhtemel bir çatışmayı da engellemiş oldu. Bu olaydan sonra Mekkelilerin Hz. Muhammed’e (s.a.v.) olan sevgi ve saygıları daha da arttı.
(İbn Hişam, es-Sîre, C 1, s.204-211.)

Dürüst olmayı Hz. Muhammed’den (s.a.v.) öğrendim.

Etiketler:

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.