Sigarayı bırakmanızı güçleştiren şey nedir?

kanser sigara

Sigarayı bırakmanızı güçleştiren şey nedir?

Eğlencemizi yada desteğimizi yitirmekten korkarız. Bazı şeylerin eskisi kadar güzel olmayacağından korkarız. Stresle başa çıkamayacağımızdan korkarız.
Diğer bir deyişle zayıf olduğumuz, sigaranın gereksinim duyduğumuz bir şeye sahip olduğu ve bıraktığımız zaman bir boşluk doğacağı beynimize işlenmiştir.

SİGARA BOŞLUK DOLDURMAZ, YARATIR!
İnsan vücudu yeryüzündeki en mükemmel varlıktır. Bir yaratana mı, doğal bir gelişme sürecine mi, yada ikisinin birleşimine mi inanırsınız bilmem ama bedenlerimizi yaratan varlık yada sistem insandan bir kat daha üstündür! İnsan en küçük bir canlı hücresi bile yaratamaz, nerede kalmış görme duyusu, üreme, kan dolaşımı yada beyin mucizeleri. Yaratan güç yada sistem sigara içmemizi planlamış olsaydı bedenimizi zehirden koruyan bir filtremiz ve bir tür bacamız olurdu.
Aslında bedenlerimiz bizim hiçbir zaman aldırış göstermediğimiz öksürük, baş dönmesi, mide bulantısı vs. gibi uyarı ve güvenlik sistemleri ile donatılmıştır.
Gerçek şu ki, sigarayı bıraktığınızda aslında hiçbir şeyden vazgeçmek zorunda kalmazsınız. Bedeninizi küçük canavardan aklınızı beyninize işlenmiş asılsız inançlardan kurtarır kurtarmaz sigaraya ne arzu ne de gereksinim duyacaksınız.

Sigara yemeğin tadını artırmak yerine bozar. Sizin tat ve koku duyularınızı mahveder. Bir restoranda servisler arasında sigara içen tiryakileri gözleyin. Yemeklerinden zevk almazlar bile, sigara içmelerini engellediği için dört gözle yemeğin bitmesini beklerler.

Bir çoğu sigara içmeyenlerin rahatsız olduğunu bildiği halde içer. Aslında tiryakiler düşüncesiz değil erdir, sigarasız kaldıklarında kendilerini çaresiz hissederler o kadar.
Şeytan ve derin mavilikler gibi iki tehlike arasında kalırlar: Ya sigara içmedikleri için suçlu ve aşağılanmışlık hissederler yada içtiklerinden dolayı başkalarını rahatsız ettiklerini düşünürler.
Tiryakileri resmi olaylarda o sonu gelmeyen konuşmaların bitmesini ve alkış zamanının gelmesini beklerken gözleyin. Çoğu, tuvalet bahanesiyle gizlice sigara içmek için dışarı kaçar. Böyle durumlarda sigara içmenin bir bağımlılık olduğu belli olur. Tiryakiler sigarayı keyif aldıkları için değil sigarasız kendilerini çaresiz hissettikleri için içerler.

Bir çoğumuz sigaraya genç ve utangaçken partilerde, davetlerde başladığı için ne zaman bir partiye, toplantıya yada bir davete katılsak sigarasız keyif alamayacağımıza inanırız. Bu çok saçmadır. Tütün aslında öz güvenimizi çalar. Sigaranın yarattığı korkunun en güzel kanıtı kadınlarda yarattığı etkiden anlaşılabilir. Bütün kadınlar dış görünüşlerine önem verirler. Resmi toplantılara kusursuz bir kıyafet ve çok güzel bir kokuyla gitmek isterler. Fakat nefeslerinin küllük gibi kokmasına aldırmazlar. O pis kokunun onları aslında çok rahatsız ettiğini biliyorum -çoğu sağlarının ve giysilerinin kokusundan nefret eder- yine de sigaradan vazgeçmezler. Sigaranın insanda yarattığı korku işte bu denli büyüktür.

Sigara bize toplum içindeyken yardımcı olmaz tam tersine bir engel oluşturur. Bir elinizle içkinizi, öbür elinizle de sigaranızı tutarken sigaranın külünü dökecek ve izmaritlerini koyacak bir yer arar, konuştuğunuz kişinin yüzüne sigara dumanını üfler bir taraftan da kendi kendinize sorarsınız “acaba ağzımdaki pis kokuyu duyuyor yada dişlerimdeki sarı lekeleri görüyor mu?” diye.

Sigarayı bıraktığınızda hiçbir şeyde vazgeçmek zorunda kalmayacağınız gibi kazanacağınız birçok şey vardır. Tiryakiler çoğunlukla sağlık, para ve sosyal saygınlık yüzünden sigarayı bırakmayı düşünürler. Bunlar doğal olarak önemli ve etkili nedenlerdir.
Fakat ben kişisel olarak en büyük kazancın ruhsal olduğuna inanıyorum. Ayrıca şunların da unutulmaması gerekir:
1. Özgüven ve cesaretin geri gelmesi.
2. Sigara esirliğinden kurtulmak
3. Aklınızın bir köşesindeki o kara lekelerin yok olması ve böylece insanların artık sizi küçümsememesi ve öz saygınızı tekrar kazanmanız.

Sigara içmeyen bir insan olarak hem daha iyi bir yaşama kavuşursunuz hem de yaşamdan daha çok zevk alırsınız. Yalnızca daha sağlıklı ve daha varlıklı değil, daha mutlu ve daha neşeli demek istiyorum.

Bazıları “boşluk” konusunu anlamakta güçlük çekiyor Belki aşağıdaki benzetme yardımcı olabilir. Dudağınızım uçukladığını düşünün. Bende çok etkili bir krem var. Size “bir de bunu dene” diyorum. Siz kremi kullanıyorsunuz ve yara hemen yok oluyor. Bir iki hafta sonra tekrar çıkınca siz “bu kremden başka var mı?” diye soruyorsunuz. Ben de size “al tüp sende kalsın, belki yine ihtiyacın olur.” diyorum. Siz kremi sürüyorsunuz ve hokus pokus! Yara kapanmış. Yaralar giderek büyüyerek daha sık aralıklarla çıkmaya başlıyor ve daha çok acı veriyor. Sonunda bütün yüzünüz yara oluyor ve ağrı içinde kıvranıyorsunuz.
Artık her yarım saatte bir yeni bir yara çıkıyor. Siz kremin geçici bir çözüm olduğunu biliyor ve endişelenmeye başlıyorsunuz. Yaralar yakında bütün bedeninizi mi kaplayacak?
Yarasız anlar tamamen yok mu olacak? Bir doktora gidiyorsunuz. Doktor yarayı tedavi edemiyor. Başka şeyler deniyorsunuz ama o sihirli kremden başka hiçbir şey etkili olmuyor.
Sonunda bu kreme bağımlı oluyorsunuz. Yanınızda kreminiz olmadan hiçbir yere gitmiyorsunuz. Yolculuğa çıkarken yanınıza birkaç tüp birden alıyorsunuz. Yalnızca sağlığınız açısından değil aynı zamanda para açısından da telaşlanmaya başlıyorsunuz, çünkü sizden her tüp için 100 pound istiyorum.
Bu parayı ödemekten başka seçim şansınız kalmıyor.
Derken gazetenin birinde yalnızca sizin değil birçok başka insanın da bu yaralara sahip olduğunu okuyorsunuz. Eczacılar kremin yaraları iyileştirmek yerine yalnızca derinin altına geçirdiğini ve aslında yaraların artmasına yol açtığını keşfetmişler. Yaralardan kurtulmak için kremi kullanmaktan vazgeçmeniz yeterli olacak ve bir süre sonra yaralar kendiliğinden kaybolacakmış.
Kremi kullanmaya devam eder misiniz?
Kremi kullanmamak için iradenizi zorlamanız mı gerekir? O yazıya tam olarak inanmadıysanız kremi kullanmakta birkaç gün kararsız kalırsınız. Yaraların kremsiz iyileşmeye başladığını fark eder etmez kremi kul anma gereksiniminiz yok olur.
Çaresizliğe mi düşersiniz? Tabi ki hayır. Çözümü olmadığını sandığımız felaket bir sorununuz vardı. Şimdi çözümü biliyorsunuz. Yaraların geçmesi bir yıl bile sürse her gün düzelmeyi görüp “ne güzel değil mi? Ölmeyeceğim.” dersiniz.

İşte o son sigaramı söndürdüğüm an gerçekleşen mucize buydu. Yaralar ve krem örneği konusunda bir şey belirtmek istiyorum. Yaralar dediğim akciğer kanseri, damar tıkanıklığı, amfizem, anjin, kronik astım, bronşit yada kalp hastalığı değil. Onlar ayrı.
Harcadığımız milyonlarca lira, yaşam boyu kurtulamadığımız kötü kokan nefes, lekeli dişler, uyuşukluk, öksürük, nefes darlığı, kendimizi zehirleyerek geçirdiğimiz ve keşke yapmasak dediğimiz o yıllar, sigara içemediğimiz için gerçekten acı çektiğimiz anlar da değil. Yaşam boyu insanlar tarafından küçümsenmek ve daha da kötüsü öz saygımızı yitirmek de değil. Bunlar da başka. Bu örnekteki yara bütün bunları görmemizi engelleyen panik duygusudur: “Bir sigara istiyorum.” Sigara içmeyenler bu duyguyu bilmezler. Bir tiryakinin en çok acı çektiği şey bu korku, en büyük kazanç ise bu korkudan kurtulmaktır.

Sanki birdenbire başımın üzerinden büyük bir sis kalkmış gibi olmuştu. Sonunda sigaraya duyulan o çılgın isteğin ne benim bir zayıflığımdan nede sigaranın içindeki bir sihirden kaynaklandığını anlamıştım. Meğer o çılgın istek, ilk içtiğim sigarayla bana aşılanmış ve içtiğim her sigarayla yok olacağına giderek artmıştı. Aynı zamanda diğer bütün mutlu tiryakilerin aynı kabusu yaşadıklarını anladım. Hepsi benim kadar olmasa da aptallıklarını haklı çıkarmak için saçma nedenler bulmaya çalışıyordu.
OYSA ÖZGÜR OLMAK O KADAR GÜZELDİ Kİ!

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir