Kurtuluş destanımız nedir?

ders kitap elma başarı okumak

Kurtuluş destanımız nedir?

Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce Osmanlı Devleti vardı. Osmanlı Devleti, 1600’lü yıllardan itibaren yaşadığı iç karışıklıklar, kaybedilen savaşlar ve diğer etkenler nedeniyle zamanla güçsüzleşti. Devlet zor durumdaydı ve hızla toprak kaybediyordu. Osmanlı Devleti, Balkan ve Trablusgarp Savaşlarında kaybettiği toprakları geri almak amacıyla Almanya’nın yanında Birinci Dünya Savaşı’na girdi. Çanakkale ve Kut-ül Amare’de ordularımız büyük zaferler kazanmışlardır. O güne kadar dünyanın gördüğü en büyük deniz kuvvetlerinin Çanakkale Boğazı’ndan geçememesi tüm dünyada yankılanmıştır. Ordumuzun başarılar kazandığı cepheler olduğu gibi ne yazık ki başarısızlık yaşadığı cepheler de olmuştur. Ardından Birinci Dünya Savaşı kaybedilmiştir. Osmanlı Devleti Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzalamak zorunda kalmıştır ve topraklarımız işgal edilmeye başlanmıştır. Milletimiz Mondros Ateşkes Antlaşması’na itiraz ederek büyük bir Millî Mücadele’ye girişmiştir. Bu mücadeleye katılanlardan biri de Hasan Tahsin’dir.

Hasan Tahsin kimdir?

HASAN TAHSİN (1888-1919)

Gazeteci Hasan Tahsin

İzmir’in Yunanlılarca işgal edilmesinin ardından şehri Yunanlara teslim etmek istemeyenler tarafından bir dernek kurulmuştu. 14 Mayıs’ı 15 Mayıs’a bağlayan gece binlerce İzmirli eski mezarlıkta toplanmıştı. Bu esnada İngiliz, Fransız, Amerikan, İtalyan ve Yunan zırhlıları İzmir Körfezi’nde bulunuyordu. Kalabalığa hitap eden önemli bir isim Hukuk-u Beşer gazetesinin başyazarı olan Hasan Tahsin’di. Halkı direnmeye çağırıyordu.

15 Mayıs 1919 sabahı saat 08.55 sıralarında Yunan askerleri gemilerden inerek karaya çıktı. Askerler yaya olarak Hükûmet Konağı, kışla,
Kokaryalı istikâmetinden Karantina’ya doğru yürüyüşe geçmişti. Hasan
Tahsin, Konak Meydanı Kordonboyu’nda koyu renkli takım elbisesi ile bekliyordu.

Düşman askerlerinin geldiğini gören Hasan Tahsin, kalabalığın arasından sıyrılarak öne geçti. Sesli bir şekilde “Olamaz, olamaz, böyle ellerini sallaya sallaya giremezler.” dedi. Hasan Tahsin, daha sonra yanında bulunan silahla düşmana ilk ateşi açtı ve iki düşman askerini
öldürdü. Hasan Tahsin’in tabancasındaki tüm fişeklerin bitmesi üzerine Yunan askerleri Hasan Tahsin’e ateş açmış, ardından süngüleyerek onu şehit etmişlerdir.

Milletimizin varlık mücadelesine girdiği bu yıllarda Mustafa Kemal Paşa ve bir grup Osmanlı subayı, memleketimizin düştüğü bu kötü durumu düşünüyor, buna çareler üretmeye çalışıyordu. Mustafa Kemal Paşa, Çanakkale Savaşı’nda gösterdiği başarılar nedeniyle milletimiz
tarafından tanınan ve takdir edilen bir komutandı.

İstanbul’dan önce 19 Mayıs 1919’da Samsun’a (Görsel 2.41), ardından Havza ve Amasya’ya geçen Mustafa Kemal Paşa; gittiği bu merkezlerde genelgeler yayımlayıp toplantılar düzenledi.
Mondros Ateşkes Antlaşması’nın maddelerine uyulmaması gerektiğini söyledi. Halkı işgallere karşı tepki göstermeleri ve yurdun nasıl kurtarılabileceği konusunda bilinçlendirdi.

Mustafa Kemal Paşa, çalışmalarına Erzurum ve Sivas’ta devam etti. Erzurum ve Sivas’ta iki büyük kongre
düzenlendi. Bu kongrelerde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı kararı benimsendi. Mustafa Kemal
Paşa’nın liderlik ettiği Temsil Heyeti kuruldu ve bu Heyet, Millî Mücadele’nin merkezi olarak seçilen Ankara’ya
27 Aralık 1919’da geldi. İstanbul Mebusan Meclisi’nin işgalci devletlerce kapatılmasının ardından Ankara’da 23
Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı.

Bu arada işgalci güçler, savaş sonrası bir barış antlaşması yapmak için Osmanlı hükûmetinin üyelerini Paris’e davet etmişlerdi. 10 Ağustos 1920’de şartları oldukça ağır olan ve mağlup bir devlet olarak Osmanlı Devleti’nin imzalamak zorunda kaldığı Sevr Barış Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma, millet olarak Millî Mücadele’ye giriştiğimiz için geçersiz kalmış ve uygulanmamıştır.

Millî Mücadele’mizin başarıya ulaşmasında başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere İsmet (İnönü) Paşa, Fevzi (Çakmak) Paşa ve Kâzım (Karabekir) Paşa gibi komutanlarımızın varlığının etkisi büyük oldu. 23 Nisan 1920’den itibaren Meclisimizin yönettiği Millî Mücadele, yaklaşık olarak iki buçuk sene sürmüştür.

Meclisimiz savaş süresince sadece düşman kuvvetleriyle değil, yurdumuzda çıkan isyanlarla da mücadele etmek zorunda kaldığı için zor dönemler geçirmiştir. Vatanın kurtuluşu için halkımız tarafından örgütlenen Kuva-yı Millîye birlikleri düşman kuvvetleri ile etkin mücadele edilebilmesi için düzenli orduda toplanmıştır.

Millî Mücadele sürecinde askerlerimiz üç cephede düşmanla savaşmıştır. Doğu Cephesi: Kâzım Karabekir komutasındaki ordumuz doğuda Ermenilerle mücadele etmiş ve onları mağlup etmiştir.

Kâzım Karabekir kimdir?

KÂZIM KARABEKİR (1882-1948)

Kazım Karabekir

Millî Mücadele’nin önemli komutanlarından biri olan Kâzım Karabekir 1882’de İstanbul’da doğdu. 1905’te Harp Akademisini bitirerek Manastır’a atandı. Milli Mücadele’de Doğu Cephesi Komutanlığı yaptı. 1946’da TBMM Başkanlığına seçildi ve vefat ettiği 1948 yılına kadar bu görevde kaldı. Kâzım Karabekir, Osmanlı’nın son döneminde ve Millî Mücadele yıllarında çok önemli askerî görevlerde bulunmuş ve üstlendiği görevleri başarmış seçkin bir komutandır.

 

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir