Millî mücadelenin ülkemiz ve milletimiz için önemi nedir?
Millî mücadelenin ülkemiz ve milletimiz için önemi nedir?
BİR KAHRAMANLIK DESTANI: MİLLÎ MÜCADELE
Vatanımızı ve özgürlüğümüzü borçlu olduğumuz kahramanlar hakkında neler biliyorsunuz?
Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk milleti bundan yüzyıl kadar önce yurdunu elinden almak isteyen işgalcilerin saldırısına uğramıştır. Ancak işgalci devletler ne kadar güçlü olursa olsun milletimiz onlara boyun eğmemiş ve Millî Mücadele’den zaferle çıkarak varlığını korumasını bilmiştir.
Millî Mücadele’nin kazanılmasında Türk milletinin bağrından çıkan kahramanlarımızın payı büyüktür. Bu kahramanların başında “Ya istiklal ya ölüm!” (Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, s.18.) diyerek Millî Mücadele’yi başlatan Gazi Mustafa Kemal Atatürk gelir.

Selanik Atatürkün doğduğu ev
1881 yılında Selânik’te doğan Mustafa Kemal, askerî okullardaki eğitimini tamamladıktan sonra 1905 yılında ordudaki görevine başladı. Onun askerlik hayatına adım attığı yıllarda Osmanlı Devleti büyük tehditlerle karşı karşıya bulunuyordu. Sömürgeci Avrupa devletleri Osmanlı topraklarını paylaşma konusunda anlaşmışlardı. Bu devletlerden İtalya’ya karşı 1911’de Trablusgarp’ta savaşan Mustafa Kemal, 1914’ten 1918 yılına kadar süren Birinci Dünya Savaşı’nda da çeşitli cephelerde görevler üstlendi. Çanakkale Cephesi’nde kazandığı zaferden dolayı halk arasında “Anafartalar Kahramanı” olarak tanındı.

Atatürk Çanakkale
Osmanlı Devleti 30 Ekim 1918’de imzaladığı Mondros Ateşkes Anlaşması’yla bağımsızlığını ve kendini savunma imkânlarını kaybetti. İngiltere, Fransa ve İtalya ateşkes anlaşmasına dayanarak terhis edilen ordumuzun silahlarına el koydu. Limanlarımızı, demir yollarımızı ve telgrafhanelerimizi denetimleri altına alıp topraklarımızı işgal ettiler.

tarih harita mondros ateşkes anlaşması osmanlı işgal
Mustafa Kemal, ülkemizin uğradığı bu felaket karşısında ümidini kaybetmedi. “Geldikleri gibi giderler.” diyerek işgalcilerin yurdumuzdan kovulacağına olan inancını dile getirdi.
19 Mayıs 1919’da Millî Mücadele’yi başlatmak üzere Samsun’a ayak bastı.
Anadolu’ya geçen Mustafa Kemal, ilk iş olarak arkadaşlarıyla millî bilinci uyandırmaya çalıştı. Bu amaçla Havza ve Amasya’dan genelgeler yayımlayarak Türk milletine yurdumuzun içinde bulunduğu durumu ve kurtuluş yolunu anlattı. Halktan işgallere karşı protesto mitingleri düzenlemesini ve mücadele etmesini istedi. Başkanı seçildiği Erzurum Kongresi’nde vatanın bölünmez bir bütün olduğunu vurguladı. Sivas Kongresi’nde ise millî cemiyetleri tek çatı altında toplayarak birlik ve beraberliği sağladı.
Mustafa Kemal, Erzurum ve Sivas Kongrelerini yaptıktan sonra Ankara’ya geldi. 23 Nisan 1920’de Türk milletinin kendi içinden seçerek Ankara’ya gönderdiği vekillerle birlikte Büyük Millet Meclisini açtı. Böylece Ankara, Millî Mücadele’nin merkezi hâline geldi. Mustafa Kemal Büyük Millet Meclisi başkanlığına seçilerek Millî Mücadele’nin lideri oldu.
Mustafa Kemal’in yerinde siz olsaydınız millî bilinci uyandırmak amacıyla neler yapardınız?
Doğu Cephesi ve Kâzım Karabekir
İtilaf Devletleri Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Doğu Anadolu’da bir Ermeni devleti kurmak için harekete geçti. Ermeniler de İtilaf Devletlerine güvenerek 1920 yılı ortalarında Doğu Anadolu’ya girdiler. O günlerde bölgedeki tek düzenli birliğimiz Kâzım Karabekir Paşa’nın komuta ettiği Erzurum’daki 15. Kolordu idi.
Millî Mücadele’nin önde gelen komutanlarından Kâzım Karabekir 1882’de İstanbul’da doğdu. 1905’te Harp Akademisini bitirerek Manastır’a atandı. Birinci Dünya Savaşı’nda çeşitli cephelerde başarıyla görev yaptıktan sonra Kurtuluş Savaşı’nda Doğu Cephesi Komutanlığına getirildi.
Kâzım Karabekir Doğu Anadolu’ya giren Ermenileri başarılı bir taarruzla bugünkü doğu sınırımızın ötesine attı. Bu cephedeki savaş BMM hükûmetinin Ermenistan ile imzaladığı 3 Aralık 1920 tarihli Gümrü Antlaşması’yla sona erdi. Gümrü Antlaşması Ankara hükûmetinin uluslar arası alanda kazandığı ilk siyasi başarı olarak tarihe geçti.
“Kâzım Karabekir Paşa, anne babaları Erzurum ve Erzincan bölgelerinde öldürülen iki bin kadar yetim Türk çocuğunu evlat edinmişti. Bunlar, 4-14 yaş arasında çocuklardı. Kâzım Karabekir, çocukları özellikle birer sanat ve meslek sahibi olacak şekilde yetiştiriyordu. Bunlardan bazıları gayet iyi marangozluk öğrenmişti. Güzel resim çizmeyi, çocukça fakat sanatkârca oymalar yapmayı biliyorlardı.
Kâzım Paşa, ceza usulünü kaldırmıştı. Bununla birlikte çocukların kişiliklerinin serbestçe gelişmesini önlemeyecek bir disiplin kurmuştu. Kötü hareketi görülen çocuğu karşısına alıp onunla tek başına konuşurdu. “Paşa Baba”nın bir kenara çekip öğüt verdiği çocuğun bir daha kötü bir şey yaptığı olmazdı.
Çocuklarda en çok göze çarpan şey dürüstlük, doğru sözlülüktü. Bu özellikleri öğütlerle değil içinde yaşadıkları çevreden, havadan almaktaydılar.” (Halide Edip Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı, s. 256, 257.)
Yukarıdaki metinden hareketle Kâzım Karabekir’in kişilik özellikleri hakkında hangi çıkarımlarda bulunabilirsiniz?
Güney Cephesi’nde Kahramanlar
Mondros Ateşkes Anlaşması’nın ardından güney illerimiz önce İngilizlerin daha sonra da Fransızların işgaline uğradı. Adana, Maraş, Antep ve Urfa’ya giren Fransızlar bölgede yaşayan Ermenilerle iş birliği yaptılar. Fransızlar tarafından silahlandırılan Ermenilerin saldırıları üzerine Türk milleti Kuvayı milliye birlikleri oluşturarak kendini savundu ve yiğitçe mücadele ederek işgalcileri topraklarından çıkardı.
Güney Cephesi’ndeki kurtuluş mücadelesinde erkeklerin yanında kahraman Türk kadınları da görev üstlenmiştir. Bunlardan biri de Adana’yı işgal eden Fransız kuvvetlerine karşı savaşan Osmaniyeli Tayyar Rahmiye Hanım’dır.
1890’da Osmaniye’de doğan Rahmiye Hanım, Fransızların halka yaptığı zulümler üzerine gönüllülerden kurduğu müfrezesinin başında Millî Mücadele’ye katıldı. Rahmiye Hanım’a atılganca hareketlerinden dolayı Tayyar (uçan) unvanı verildi.
Tayyar Rahmiye Hanım, 1 Temmuz 1920’de Osmaniye’deki Fransız karargâhına müfrezesiyle birlikte taarruz ettiği sırada düşman ateşiyle şehit düştü. Silah arkadaşları onun başlattığı taarruzu zaferle sonuçlandırıp düşman karargâhını ele geçirdiler. Bugün bu vatansever Türk kadınının mezar taşında şu cümleler yazılıdır:
“Yarınların sahibi ey gençlik,
İyi tanı, ebedî sükûnetle bu mezarda yatanı.
Hak için, bayrak için canın feda edip
Armağan etti bize bu mukaddes vatanı.”
Güney Cephesi’ndeki millî kahramanlarımızdan biri de Maraş’ta düşmana ilk kurşunu atarak kurtuluş mücadelesini başlatan Sütçü İmam’dır (1871 – 1922).
Maraş’taki Fransız-Ermeni askerleri 31 Ekim 1919 günü evlerine gitmekte olan Türk kadınlarına saldırdılar. Kadınları korumak isteyen Çakmakçı Sait’i de şehit ettiler. Bunun üzerine Sütçü İmam adıyla bilinen Maraşlı bir vatansever hızla dükkânından çıkarak askerlerden birini öldürdü.
Bu olaydan sonra Sütçü İmam, gündüzleri köy köy dolaşarak düşmana karşı direniş çağrısı yaptı. Geceleri ise şehre inerek düşmana karşı yürütülen mücadeleye yardım etti. Maraş savunmasına katılıp şehrin kurtuluşuna önemli katkılarda bulundu.
Millî Mücadele günlerinde işgale uğrayan güney illerimizden bir diğeri Urfa idi. Urfa’da direniş ruhunu ateşleyen kişi Ali Saip Bey oldu.
1885’te doğan Ali Saip Bey Harp Okulunu bitirdi. 1919 yılında Urfa Jandarma Komutanlığına getirildi. İşgalden sonra şehrin ileri gelenleri ile bir millî teşkilat kurarak Fransızların Urfa’dan atılmasında önemli rol oynadı. Bu katkılarından dolayı Atatürk tarafından kendisine “Ursavaş” soyadı verildi. Ali Saip Ursavaş 1939’da Adana’da vefat etti.
Ali Saip Bey, Fransızlarla girdiği bir çarpışmanın ardından savaş alanını gezerken şu duygulu sözleri söylemiştir:
“Şimdi toprağa serilip kalmış bu bahtsız Fransız delikanlıları ne arıyorlardı burada? Niye geldiler, burada ne işleri vardı? Urfa nere, Paris nere? Neden gelip yaşamlarını burada bıraktı bu genç insanlar. Türk yurdunu ele geçirmek, Türk istiklalini yok etmek için buraya gönderilen bu bahtsızları oymakların ve çevre köylerin savaşçıları öldürmedi. Hayır, onları buraya gönderenler öldürdü.” (Abdula Mardanoviç Şamsutdinov, Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı Tarihi, s. 141.)
Ali Saip Bey’in kişilik özellikleri hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Millî Mücadele’de Güney Cephesi’nin en şiddetli çarpışmaları Antep’te yaşanmıştır. Şahin Bey, Antep savunması sırasında canını bu vatan uğruna feda eden kahramanlarımızdan biridir.
Asıl adı Mehmet Sait olan Şahin Bey, Trablusgarp ve Balkan Savaşlarında bulundu. Er olarak katıldığı Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale, Yemen ve Sina cephelerinde savaştı. Gösterdiği başarılardan dolayı subaylığa yükseltildi. Fransızların Antep’i işgal etmesi üzerine Kilis Kuvayı milliye Komutanlığına getirildi. Şahin Bey Kilis-Antep kara yoluna savunma hattı kurarak Fransızların Antep’teki kuvvetlerine destek göndermelerini engelledi.
Fransızlar, Kilis-Antep yolunu açmak için 26 Mart 1920’de Antep’e doğru ilerleyişe geçtiler. Şahin Bey, emrindeki kuvvetiyle üç gün boyunca direndikten sonra şehit düştü. Adına halk tarafından türküler yakılıp ağıtlar söylendi.
Şahin Bey kendisinden Antep yolunu açmasını isteyen Fransız Komutanlığına şu mektubu yazmıştır:
“Kirli ayaklarınızın bastığı şu toprakların her zerresinde Türk kanı vardır. Her bucağında bir atanın mezarı vardır. Eski zamanlardan beri Türkler bu topraklarda yaşamaktadır. Türk bu topraklara, bu topraklar da Türk’e ısındı, kaynadı. Sadece siz değil bütün dünya bir araya gelse bizi bu topraklardan ayıramaz. Sonra sen, Türk esir yaşamaz, diye duymadın mı? Namus ve hürriyeti için ölüme atılmak bize, ağustos ayı sıcağında soğuk su içmekten daha tatlı gelir. Sizler canı kıymetli insanlarsınız. Bize çatmayınız. Bir gün evvel topraklarımızdan savuşup gidiniz. Yoksa kıyarız canınıza.”
Mektubunda yazdıklarına bakarak Şahin Bey’in kişilik özellikleri hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Şahin Bey’in şehit düşmesinden sonra Antepliler kadın, çocuk, yaşlı demeden kahramanca savaşmaya devam ettiler. Ancak açlık, susuzluk ve cephanesizlik yüzünden 9 Şubat 1921’de teslim olmak zorunda kaldılar.
Güney Cephesi’ndeki mücadeleler Sakarya Zaferi’ne kadar devam etti. Zaferin ardından Fransızlar, Güney Anadolu topraklarında tutunamayacaklarını anladılar. 20 Ekim 1921’de de TBMM hükûmeti ile Ankara Antlaşması’nı imzalayıp işgal altında tuttukları Adana ve Antep’ten çekildiler.
TBMM düşmana karşı gösterdikleri cesaret ve yiğitlik nedeniyle Antep’e “Gazi”, Maraş’a “Kahraman”, Urfa’ya ise “Şanlı” unvanlarını verdi.
Batı Cephesi’nde Savaş
Kurtuluş Savaşı sırasında milletimizin mücadele ettiği işgal güçlerinden biri de Yunanlar idi. Yunanlar 15 Mayıs 1919’da İzmir’e asker çıkardılar. Ardından da Ege’nin iç kesimlerine doğru ilerlemeye başladılar. Böylece Millî Mücadele’mizin Batı Cephesi açılmış oldu.
İzmir’in işgaline karşı ilk tepki gazeteci Hasan Tahsin’den geldi. İzmir’de yayımlanan Hukukubeşer gazetesinin başyazarı Hasan Tahsin 15 Mayıs 1919 sabahı İzmir rıhtımına çıkan Yunan askerlerine ilk kurşunu atarak Millî Mücadele’nin sembol isimlerinden biri oldu. Hasan Tahsin çıkan çatışmada şehit düştü. Ancak onun bu kahramanca hareketi Türk milletinin direniş azmini güçlendirdi.
İzmir’in işgali yurt genelinde düzenlenen mitinglerle protesto edildi. Ege’de de halk Yunanların ve yerli Rumların saldırılarına karşı Kuvayımilliye birlikleri kurdu. Her yaştan eli silah tutan gönüllülerce kurulan bu birliklerin liderliğini Yörük Ali Efe gibi halk kahramanları üstlendi.
Yörük Ali Efe 1895’te Aydın’ın Sultanhisar ilçesinin Kavaklı köyünde doğdu. Ege’deki Yunan işgaline karşı Aydın’da ilk Kuvayımilliye teşkilatını kurarak silahlı mücadeleyi başlattı. Yörük Ali Efe, düzenli ordu kurulana kadar Menderes ve yöresi komutanlığını yaptı. Yaklaşık yirmi ay boyunca düşman kuvvetlerinin Aydın üzerinden doğuya doğru ilerlemesini engelledi. Düzenli ordunun kurulması üzerine savaş tecrübesine sahip grubu ile birlikte BMM ordusuna katıldı.
Yörük Ali Efe, Millî Mücadele’ye katkılarından dolayı TBMM tarafından kırmızı şeritli İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi. 23 Eylül 1951’de de vefat etti.
Batı Anadolu’daki Yunan ordusunun ilerleyişini ilk zamanlarda Kuvayımilliye birlikleri durdurmaya çalıştı. Kuvayımilliye’nin yetersiz kalması üzerine BMM tarafından Batı Cephesi Komutanlığı adıyla düzenli ordu birlikleri kuruldu. Batı Cephesi Komutanlığına önce Ali Fuat Paşa daha sonra da Albay İsmet Bey atandı.
1884’te İzmir’de doğan İsmet İnönü, 1903’te Harp Okulundan, 1906’da da Harp Akademisinden birincilikle mezun oldu. Birinci Dünya Savaşı’nda çeşitli cephelerde bulunduktan sonra Millî Mücadele’nin başlamasıyla birlikte Anadolu’ya geçti. Batı Cephesi Komutanlığına getirildi. Büyük Taarruz’un zaferle noktalanmasının ardından Mudanya Mütarekesi görüşmelerinde ve Lozan Barış Konferansı’nda Türkiye’yi temsil etti. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı olan İsmet Paşa, İnönü soyadını aldı. Atatürk’ün ardından seçildiği cumhurbaşkanlığı görevini 1950 yılına kadar sürdürdü. 1973 yılında vefat etti.
Albay İsmet Bey komutasındaki düzenli ordu birlikleri Batı Cephesi’ndeki ilk başarılarını İnönü Savaşlarında kazandı. İnönü zaferleri Türk milletinin TBMM’ye ve düzenli orduya güvenini artırdı. Mustafa Kemal, İsmet Paşa’ya çektiği kutlama telgrafında “Siz orada yalnız düşmanı değil milletin ters giden talihini de yendiniz.” diyerek kazanılan zaferlerin önemini vurguladı.
İnönü Savaşlarında geri püskürtülen Yunan Ordusu, 10 Temmuz 1921’de Ankara’ya doğru yeniden hücuma geçti. TBMM Başkanı Mustafa Kemal, güçlü Yunan taarruzu karşısında kayıp vermemek için ordumuzu Sakarya Nehri’nin doğusuna çekti. Bunun üzerine Afyon, Kütahya ve Eskişehir Yunan işgaline uğradı. Bu zor günlerde TBMM tarafından başkomutanlığa getirilen Mustafa Kemal Paşa, Türk milletinin fedakârlıklarıyla ordumuzun eksikliklerini giderdi. Sakarya Meydan Muharebesi 23 Ağustos 1921’de Yunan Ordusunun hücumuyla başladı. 22 gün geceli gündüzlü devam eden bu büyük savaş Türk Ordusunun zaferiyle sonuçlandı.
Sakarya Zaferi yurdun her yerinde büyük coşkuyla kutlandı. TBMM, kazandığı bu zafer nedeniyle Mustafa Kemal Paşa’ya “Mareşal” rütbesini ve “Gazi” unvanını verdi.
Sakarya Zaferi’nin kazanılmasında cephedeki Mehmetçik kadar cephe gerisinde mermi taşıyan insanlarımızın da önemli payı vardır. O günlerde İstanbul’dan gizlice ele geçirilen silah ve cephaneler Kastamonu’nun Karadeniz kıyısındaki ilçesi İnebolu’ya oradan da Ankara’ya taşınıyordu. Yandaki haritada görülen ve “İstiklal Yolu” adı verilen bu güzergâhtaki en büyük fedakârlığı kadınlar üstleniyordu. Onlardan biri de Kastamonulu Şerife Bacı idi.
Şerife Bacı İnebolu’dan Kastamonu’ya kağnıyla cephane taşıyordu. Genç kadın bir seferinde kafilesinin gerisinde kaldı. Buna rağmen sürekli yağan kar altında gece boyunca yoluna devam etti. Cephane yüklü kağnısıyla Kastamonu Kışlası önüne kadar gelebildi. Ancak şehre girmeye gücü yetmedi.
Sabah olduğunda yol kenarında duran kağnı arabasının yanına gelenlerin gördüğü manzara dayanılmazdı. Bu kahraman Türk kadını, yorganını taşıdığı top mermilerinin üzerine örterek kıymetli yükünü korumak istemişti. Kendisi de kollarını açarak yorganın üzerine kapanmış hâlde soğuktan donakalmıştı.
Cemil ve Rıfat Çavuşlar gözyaşları dökerek şehit kadının üzerindeki karları süpürüp onu arabadan indirdiler. Tam o anda yorganın altından gelen bir çığlıkla irkildiler. Yorganı kaldırınca otlara sarılı top mermileri arasında kundaklı bir kız çocuğuyla karşılaştılar. Annesi top mermileri ıslanmasın ve o donmasın diye kendisini feda etmişti.
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Sakarya Zaferi’ni kazandıktan sonra düşmanı yurttan kesin olarak atmak için harekete geçti. Türk Ordusunu asker sayısı, silah ve cephane bakımından güçlendirerek taarruz hazırlıklarına hız verdi. Bu hazırlıklar sırasında onun en yakın yardımcılarından biri Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa oldu.
Fevzi Paşa 1876’da İstanbul’da dünyaya geldi. Harp Akademisini bitirdikten sonra ordunun çeşitli kademelerinde görev yaptı. Balkan Savaşlarının ardından katıldığı Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale, Kafkasya ve Suriye Cephelerinde bulundu. Mondros Ateşkes Anlaşması’ndan sonra bir süre İstanbul’da kalan Fevzi Paşa, 1920 yılının ortalarına doğru Ankara’ya gelerek Millî Mücadele’ye katıldı. İlk meclis hükûmetinde millî savunma bakanlığı görevini yürüttü. Sakarya Meydan Savaşı öncesinde de bakanlıktan ayrılarak genelkurmay başkanlığı görevini üstlendi.
Sakarya Meydan Savaşı’nda çok değerli hizmetlerde bulundu. Büyük Taarruz’un planlarının hazırlanması ve başarıyla uygulanmasında rol oynadı. Millî Mücadele’ye yaptığı bu katkıları nedeniyle Mustafa Kemal’in teklifi üzerine TBMM tarafından mareşalliğe yükseltildi.

Büyük taarruz Atatürk kurtuluş savaşı
Başkomutan Mustafa Kemal, hazırlıkların tamamlanmasının ardından 26 Ağustos 1922’de taarruz (saldırı) emrini verdi. 30 Ağustos’ ta Yunan birliklerini Dumlupınar’da kuşattı. Tarihe Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak geçen bu savaş Yunan ordusunun ağır yenilgisiyle sonuçlandı. Bundan sonra Mustafa Kemal’in “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emrini alan Türk ordusu 9 Eylül’ de İzmir’e girdi. Oradan da Boğazlar bölgesine ve İstanbul’a doğru yürüyüşe geçti. Bunun üzerine savaşı göze alamayan İtilaf Devletleri Türk hükûmetine ateşkes teklifinde bulundu.
Bursa’nın Mudanya kasabasında yapılan görüşmeler 11 Ekim 1922’de ateşkes anlaşmasının imzalanmasıyla sonuçlandı. Bu anlaşmayla işgal altındaki Boğazlar bölgesi, İstanbul ve Doğu Trakya savaş yapılmadan kurtarıldı.
Bizler milletimizin geçmişte uğradığı felaketlerden ve gösterdiği fedakârlıklardan ders çıkarmalıyız. Bir yandan da başta Atatürk olmak üzere kahraman atalarımızla gurur duyup onlardan aldığımız güçle kendimize güvenmeliyiz.
Millî mücadelenin ülkemiz ve milletimiz için önemi hakkında neler söyleyebilirsiniz?
ÇOK 👍👌👌😁😁😁
2016 ocak 20 mersinde doğdum
çok iyi yazılmış bir duadır bu kim yazdıysa eline koluna sağlık
Saçlarımız ne modeline örnektir
KELOĞLAN İLE NASREDDİN HOCA Keloğlan kasabaya tavuk satmaya gitmiş. Pazara gelince elindeki iki tavuğa müşteri aramaya başlamış. Adamın biri tavuklara…