Kahkaha

Bayıldım

Cool

Kızgın

Mahcup

Öğretici

Şaşkın

Suskun

Tatlı

Üzgün

Süper

Konuşurken dinî ifadelerden hangilerini kullanıyorsunuz?

Ana Sayfa » Din ve Ahlak » Konuşurken dinî ifadelerden hangilerini kullanıyorsunuz?
Konuşurken dinî ifadelerden hangilerini kullanıyorsunuz?

Konuşurken dinî ifadelerden hangilerini kullanıyorsunuz?

Din, akıl sahiplerini kendi istek ve hür iradeleri ile hayırlı olan şeylere sevk eden ilahî kurallardır. Bu kurallar davranışlarımızı etkilediği gibi dilimizi de etkiler. Günlük konuşma dilimizde kaynağını dinden alan birçok ifade vardır. Bunlara dinî ifadeler denir.

Hayatımızın günlük akışı içerisinde birçok şey yaparız. Okula gider, ders çalışır, oyun oynar, alışveriş yapar ve arkadaşlarımızla görüşürüz. Bu faaliyetleri gerçekleştirirken çeşitli kelime, ifade ve deyimler kullanırız. Bunlar insanlarla iletişimimizi sağlayan unsurlardır. Günlük hayatta kullandığımız kelime ve ifadelerin bazılarının kaynağı dindir. Bu ifadeler dilimize ve kültürümüze yerleşmiş, hayatımızın ayrılmaz parçası olmuşlardır. Besmele, Allah’a şükür, maşallah, estağfirullah, sübhanallah, Allah bereket versin gibi ifadeler bunlardan bazılarıdır.

Allah ve Peygamber

Çevremizdeki varlıkları ve olayları tanımak ve bilmek için sorular sorar ve aldığımız cevaplarla yeni bilgiler ediniriz. Konuşmaya başladığımız dönemden itibaren etrafımızdaki eşyaların, kavramların ve varlıkların ne olduğunu merak eder, çevremizdeki insanlara sorular sorarız. Bu dönemde, nasıl dünyaya geldiğimizi, anne ve babamızın nasıl var olduğunu öğrenmeye çalışırız. Hayvanların, bitkilerin çevremizdeki diğer varlıkların yaratılışını düşünürüz. Bütün bunların kendi başına var olamayacağını, her şeyi yaratan Yüce bir varlığın olması gerektiğini kavrarız. Bu yüce varlık Allah’tır (c.c.).* O’nun yüceliğine olan inancımızdan dolayı konuşmalarımızda, Allah şifa versin, Allah rahmet eylesin ve Allah yardımcın olsun gibi çeşitli ifadeler kullanırız.

Allah (c.c.); kâinatın ve bütün varlıkların yaratıcısı olan tek ve yüce varlığın özel ismidir. Tüm eksikliklerden uzaktır. Peygamber ise Yüce Allah’ın mesajlarını insanlara ulaştıran elçidir.

Allah (c.c.), evreni ve evrendeki her şeyi yok iken yaratan, idare edip yöneten, yarattıklarını koruyup gözetendir. Yüce Allah kendisini doğru tanımamız ve bilmemiz için insanlar arasından bazılarını seçer. Seçilen bu insanlara peygamber denir. Peygamberler Allah’tan (c.c.) aldıkları mesajları biz insanlara ulaştırır. Allah’ın (c.c.) Rab, Rahman, Rahim, Aziz, Rezzak gibi isimlerinin olduğunu peygamberlerin bizlere verdiği bilgilerden öğreniriz. Bu isimler yoluyla Yüce Allah’ı daha iyi tanır ve biliriz.

Besmele

İslam dini, emir ve tavsiyeleriyle hayatımızı şekillendirir. Söz ve davranışlarımızın bu emir ve tavsiyelere uygun olmasını ister. Günlük hayatımızdaki basit işlerimizin bile Allah’ın (c.c.) izniyle ve adıyla gerçekleştiğini bize hatırlatır. Bunun için bir işe başlarken besmele çekerek Allah’ın (c.c.) adını anmış oluruz.

“Eûzübillâhimineşşeytânirracîm, Bismillâhirrahmânirrahîm” ifadesine eûzü besmele denir. Bazen kısaca “Bismillah” bazen de uzun hali ile “Eûzübillâhimineşşeytânirracîm, Bismillâhirrahmânirrahîm” ifadesini kullanırız. Besmele ile işlerimize başlamak; işlerimizin güzel ve bereketli sonuçlanmasını Allah’tan (c.c.) istemektir. Besmele çektiğimizde Allah’ın (c.c.) işlerimizi kolaylaştıracağına inanırız. Besmele çekmekteki temel amaç, Allah’ın (c.c.) adını anarak işe başlayıp O’na kulluk görevini yerine getirmektir. Bu yüzden bir şey yer içerken, evden çıkarken, derse başlarken, yatağımıza yatarken, sabah kalkarken besmele çekeriz.

“Eûzübillâhimineşşeytânirracîm, Bismillâhirrahmânirrahîm” “Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla” anlamına gelir. Bu sözü söyleyerek bizi koruyan ve bize merhametli davranan Yüce Allah’ı her işimizde hatırladığımızı göstermiş oluruz.

Hz. Muhammed (s.a.v.) bir gün altı arkadaşı ile birlikte yemek yiyordu. Bu esnada dışardan bir kişi gelip yemeğe oturdu. Yemeği iki lokmada hemen bitirdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle dedi: “Şayet o besmele çekseydi, yemek hepimize yeterdi.” (Tirmizî, Et’ime, 47.)

Besmele, Kur’an-ı Kerim’den bir cümledir. Kur’an-ı Kerim’deki surelerin başında besmele bulunur. Kur’an-ı Kerim’den bir sure veya bir bölüm okumak istediğimizde önce “Eûzübillâhimineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrahîm” deriz. Yüce Allah biz insanlara ilk emrinde “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” (Alak suresi, 1. ayet.) buyurmuştur. Bu emir, sözlerimize ve işlerimize Allah’ın (c.c.) adını anarak başlamamıza işaret eder. Söz ve davranışlarımıza besmele ile başlamak Allah’a (c.c.) inancımızı ve bağlılığımızı samimi bir şekilde ifade etmektedir. Hz. Muhammed (s.a.v.) (Sallallâhu aleyhi ve sellem: Allah (c.c.) ona salât ve selam eylesin.) sözlerine ve bir işe başlarken besmele çeker ve bizlere de besmele çekmeyi tavsiye eder: “Biriniz yemek yerken besmele çeksin. Şayet yemeğe başlarken besmele çekmeyi unutursa, hatırladığı anda ‘baştan sona bismillah’ desin.” (Ebû Dâvûd, Et’ime, 15.) Bu sözüyle Hz. Muhammed (s.a.v.) yemeğe başlarken besmele çekmemizi öğütlemektedir.

Selam

Selam; barış, esenlik, huzur, emniyet ve güven gibi anlamlara gelir. “Selam” ile “İslam” aynı kökten türeyen iki kelimedir. İslam dini, insanların birbirine güvenmesini ve barış içinde yaşamasını ister.

İnsanların birbirlerine selam vermesine selamlaşma denir. Selamlaşma, insanlar arasında sevgi ve dostluğun artmasını sağlar. Selamlaşma ile insanların birbirine güvenmesinin temeli atılır, sevgi ve saygıya dayalı ilişki gelişir. İnsanların birbirine güvenmesinin ilk basamağı selamlaşmaktır. Birbirine selam veren insanlar “Bana güvenebilirsin, benden sana zarar gelmez.” mesajı vermiş olurlar.

Cennet, huzur ve güven yurdudur. Dünya hayatında Allah’a (c.c.) inanıp güzel işler yapanlar cennet yurdunda yaşayacaklardır. Cennete kavuşan insanlara melekler “… Size selam olsun, tertemiz oldunuz, Haydi ebedi kalmak üzere buraya girin.” derler. (Zümer suresi, 73. ayet.)

Allah’a (c.c.) inanan ve güzel işler yapan insanlar, huzur ve güven içerisindedirler. Selam ise huzur ve güvenin en önemli ögesidir. Yüce Allah “Çok merhametli olan Rab’den bir söz olarak kendilerine ‘Selam’ vardır.” (Yâsîn suresi, 58. ayet.) ayetinde inanan ve güzel işler yapan insanların huzur ve güven içerisinde olduklarını bizlere selam ifadesi ile hatırlatmaktadır.

Enes b. Malik (r.a.) (Radiyallahu anhu: Allah ondan razı olsun.) çocukluk yıllarından itibaren Hz. Muhammed’in (s.a.v.) yanında bulunmuş ve Hz. Peygamber’den özel bir terbiye almıştır. Her konuda Hz. Peygamber’i örnek alan Enes b. Malik’e (r.a.) bir gün Hz. Muhammed (s.a.v.) şu tavsiyede bulunmuştur: “Yavrucuğum! Kendi ailenin yanına girdiğinde onlara selam ver ki sana ve ev halkına bereket olsun.” (Tirmizî, İsti’zân, 10.)

Günlük hayatımızda; okula gider gelir, komşularımız, arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz ve tanıdığımız tanımadığımız insanlarla karşılaşırız. İnsanlarla karşılaştığımızda önce selam verir sonra hal hatır sorarız. Selam ile söze başladığımızda birbirimize güven ve esenlik dilemiş oluruz.

Selamlaşmak için çeşitli ifadeler kullanabiliriz. Bu ifadelerden en yaygın olanı, İslam dininin tavsiye ettiği “Selamün Aleyküm” sözüdür. “Selamün Aleyküm”, barış, huzur ve güven içinde olasın anlamına gelir. Bu ifadeyi duyan kişi “Ve Aleyküm Selam” diye cevap vererek barış, huzur ve güven senin de üzerine olsun diye karşılık verir. Böylece insanlar konuşmalarına güzel dilek ve dualarla başlamış olurlar.

Hz. Muhammed (s.a.v.) insanların birbiriyle güzel bir şekilde selamlaşmasını istemiş ve bunu yapanları şu şekilde müjdelemiştir: “Siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız.” (Müslim, İman, 93.)

İslam dininde insanların birbirleriyle selamlaşması, bir arada yaşamanın gereklerindendir. Müslümanın yolda, evde, işyerinde karşılaştığı insanlara selam vermesi, kendisine selam verildiğinde de selamı alması aynı zamanda dinî bir görevidir. Bu konuda Yüce Allah Kuran’ı Kerim’de “Size bir selam verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selamla karşılık verin…” (Nisâ suresi, 86. ayet.) buyurarak selam verilmesini tavsiye ettiği gibi verilen selama mutlaka karşılık verilmesini de emretmektedir. Selam vermek kadar verilen selamı almak da önemlidir. Bir arkadaşımız bize selam verdiğinde o selamı cevapsız bırakırsak arkadaşımızın kalbini kırmış oluruz. Bu yüzden selam vermeyi de almayı da önemsemeliyiz.

Hamd ve Şükür

Aile fertlerimizle, arkadaşlarımızla ve diğer insanlarla yardımlaşır ve birbirimize iyiliklerde bulunuruz. Bir arkadaşımızdan iyilik gördüğümüzde ona teşekkür ederek mutluluğumuzu dile getiririz. Sevgi ile yetişmemizi sağlayan anne ve babamıza, bize yaptıkları iyiliklerden dolayı her zaman teşekkür ederiz. Öğretmenlerimize, okulumuzun temizlik ve güvenlik işlerini sağlayan büyüklerimize çeşitli vesilelerle teşekkürümüzü ifade ederiz. Büyüklerimiz de güzel davranışlarda bulunduğumuzda ve derslerimizde başarılı olduğumuzda memnuniyetlerini bize teşekkür ederek dile getirir. Teşekkür etmek ve teşekküre layık davranışlarda bulunmak hayatımızın içerisinde yer alan güzel erdemlerdir. Hz. Muhammed (s.a.v.) “İnsanlara teşekkür etmeyi bilmeyen Allah’a da şükredemez.” (Tirmizî, Birr, 35.) hadisiyle çevremizdeki insanlara teşekkür etmenin Allah’a (c.c.) olan teşekkürü kolaylaştıracağını vurgulamaktadır.

Yediğimiz yemekler Yüce Allah’ın nimetlerindendir.

Yüce Allah, bizleri yaratan ve çeşit çeşit nimetler vererek yaşatandır. Allah (c.c.) bizleri yoktan var eden, soluk alıp vermemizi, merhamet ve şefkatle yetişmemizi sağlayan, suyu, havayı ve türlü gıdaları yararlanmamız için bizlere verendir. Fark edebildiğimiz veya fark edemediğimiz çeşitli kötülüklerden bizi koruyan da O’dur. Tüm bunlar Allah’ın (c.c.) bizlere verdiği sayısız nimetlerden bazılarıdır. Bu nimetlerden dolayı en büyük teşekkürümüzü Allah’a (c.c.) sunarız. Söz ve davranışlarımızla Allah’a (c.c.) sunduğumuz teşekküre şükür denir.

Yüce Allah’a şükür için günlük hayatta kullandığımız bazı özel dinî ifadeler vardır. Hamd, bu ifadelerden biridir. Hamd, Allah’ı (c.c.) övgü ve yüceltme sözleriyle anmak ve O’nun tüm nimetlerin kaynağı olduğunu kabul etmektir. Hamd ederek veya hamdolsun diyerek Yüce Allah’a yönelik şükranımızı ve minnetimizi dile getiririz. Hamd kelimesinden türemiş Elhamdülillah sözü de nimetlerden dolayı Allah’a (c.c.) olan şükrümüzün güzel bir ifadesidir.

Yüce Allah “Hamd, âlemlerin rabbi olan Allah içindir.” (Fâtiha suresi, 2. ayet.) ayetiyle sadece kendisine hamd edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Hamd olsun ve elhamdülillah ifadeleriyle Allah’ı (c.c) yüceltir, O’nun verdiği sonsuz nimetlere layık olmaya çalışırız.

Allah’a (c.c.) şükretmek için sayamayacağımız kadar çok sebep vardır. Allah’ın (c.c.) verdiği sayısız nimetler için “Hamdolsun”, “Elhamdülillah” ve “Allah’ım sana şükürler olsun” gibi ifadeleri bir şey yiyip içtikten sonra, ödevlerimizi ve dersimizi yaptığımızda, birisi bize halimizi sorduğunda, evimize sağ salim vardığımızda, sahip olduğumuz her bir nimeti hatırladığımızda kullanırız.

Hamd ederek ve şükrederek Allah’ın (c.c.) verdiği nimetleri hatırlayıp nimetlerin kıymetini anladığımızı ifade ederiz. Böylece Allah’a (c.c.) teşekkürümüzü sunmuş ve nankörlük etmemiş oluruz. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de “Yalnız beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.” (Bakara suresi, 152. ayet.) ayetiyle kendisine şükredilmesini ve böylece nankörlükten uzak durulmasını emretmektedir.

Estağfirullah ve Sübhanallah

Estağfirullah, hata ve günahlarımızı Allah’ın (c.c.) affetmesini dilemek için kullandığımız bir dua cümlesidir. Estağfirullah, “Allah’tan (c.c.) af ve bağışlanma isterim” anlamına gelir.9 İnsan, günlük hayatında istemeden de olsa Yüce Allah’ın hoşnut olmayacağı davranışlar sergileyebilir. Estağfirullah, büyük küçük hataları bir daha yapmamaya niyet edip söz vermek ve bundan dolayı Yüce Allah’ın affediciliğine sığınmaktır. Rabbimiz hem insanlarla olan ilişkilerimizde hem de kendisiyle olan ilişkilerimizde hatalarımızdan dönmemizi tavsiye eder. Arkadaşlarımızla veya büyüklerimizle ilişkilerimizde zaman zaman onları rahatsız edecek sözlerimiz ve davranışlarımız olabilir. Nasıl ki hatamızın farkına vardığımızda bundan rahatsız olan kişilerden özür diliyorsak, Allah’ın (c.c.) hoşlanmadığı bir şey yaptığımızda O’ndan af ve bağışlanma dileriz. Zaten Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette kendisinden her zaman af ve bağışlanma dilememizi emretmektedir. “Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra ona tövbe edin. Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir.” (Hûd suresi, 90. ayet.) ayeti Rabbimizin merhametine sığınarak af dilememizi öğütlemektedir. Hz. Muhammed (s.a.v.) Allah’ı (c.c.) en çok seven ve hata yapmaktan en çok sakınandır. Aynı zamanda Hz. Peygamber, insanlar arasında Yüce Allah’tan en çok af ve bağışlanma dileyendir. “…Allah’ım! Günahlarımı sana itiraf ediyorum. Günahlarımı bağışla, çünkü günahları senden başka bağışlayacak hiç kimse yoktur.” (Tirmizî, Deavât, 15.) duasıyla günahlardan Allah’a (c.c.) sığınarak bağışlanma dilemiştir.

Allah (c.c.) çok yücedir ve sonsuz güç sahibidir. Evrendeki her şeyi O yaratmıştır. O’nun isteği ve izniyle en küçüğünden en karmaşığına günlük işlerimiz gerçekleşir. Ekmeğin sofralarımıza nasıl geldiğini düşünelim. Ekmeği undan yapıyoruz, unu da buğdaydan öğütüyoruz. Buğday yetiştirmek için tohuma, uygun iklim şartlarına, verimli bir toprağa ve bunları ekip yetiştiren bir çiftçiye ihtiyaç vardır. Buğdayı yetiştirdikten sonra onu başaklarından ayırmak ve öğütmek gerekir. Öğüttüğümüz buğday artık un olmuştur. Undan ekmek hamuru yapmak için, suya, tuza, mayaya ve fırına ihtiyaç var. Bunları gerçekleştirmek için bu işi bilen ustaların olması gerekir. Bunlardan herhangi birisinde bir aksaklık olduğunda ekmek olmaz. Her gün yediğimiz ekmeğin yapılmasında bile bu kadar çok iş ve detay vardır. Hayatımızdaki her işin bu kadar detaylı olduğunu ayrıca bu detayların evrendeki tüm varlıkları düşündüğümüzde kat kat arttığını bilmek Allah’ın (c.c.) yüceliğini anlamamızı sağlar. Bu yüzden her anımızda Yüce Allah’ın büyüklüğünü hatırlamak için O’nu yüceltiriz. Sübhanallah, Allah’ın (c.c.) yüceliğini büyüklüğünü kabul ettiğimizi ifade eden bir duadır. Sübhanallah diyerek Allah’ın (c.c.) tüm eksiklik ve kusurlardan uzak, en yüce olduğunu ifade etmiş oluruz.

Allah’ın (c.c.) en çok sevdiği sözlerden birisi “Allah (c.c.) tüm eksikliklerden uzak ve en yücedir” anlamına gelen “sübhanallahi ve bi hamdihi” ifadesidir. (Müslim, Zikir, 85.)

Çevremizdeki sayısız nimet bize Allah’ın büyüklüğünü gösterir.

Tekbir ve Salavat

Tekbir, Allah’ın (c.c.) büyüklüğünü tüm varlıkların üstünde tuttuğumuzun ifadesidir. Allahu Ekber sözünü söylemeye tekbir almak veya tekbir getirmek denir. Müslümanlar namaz kılmaya tekbir alarak başlar. Sevinçli veya coşkulu olduğumuz durumlarda Allahu Ekber diyerek Allah’ı (c.c.) yüceltiriz. Minarelerden günde beş kez Allahu Ekber nidalarını duyarız. Dolayısıyla günlük hayatımız içerisinde birçok durumda Allahu Ekber ifadesini işitir ve söyleriz.

Mustafa, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde öğretmeni tarafından tahtaya yazılan eûzü besmelenin tanımını defterine not ediyordu. Havalar henüz soğumamıştı. Bu yüzden sınıfın pencereleri açıktı. Birden okulun bitişiğindeki camiden öğle ezanı okunmaya başladı. “Allahu Ekber Allahu Ekber” nidasıyla müezzin ezanı ne güzel okuyordu. Yazmayı bırakıp ezana kulak kesildi. Öğretmeni, Mustafa’nın okunan ezanı dinlediğini fark edince tebessüm ederek yanına geldi.

-Ne oldu Mustafa? Ezanı mı dinliyorsun?

-Evet öğretmenim, çok güzel okunuyor.

-Ezan sözlerinin ne anlama geldiğini biliyor musun?

-Biliyorum öğretmenim, babam bana ezan sözlerini ve anlamını öğretmişti.

-Peki Mustafa, Allahu Ekber ne demek?

-Allah (c.c.) en büyük demektir öğretmenim.

-Allahu Ekber ifadesine ne denildiğini biliyor musun?

-Hayır öğretmenim, sadece anlamını biliyorum.

Mustafa’nın bu cevabından sonra Din Kültürü öğretmeni sınıfa dönerek:

-Allahu Ekber sözüne Tekbir denir. Tekbir’in; yüceltme, ululama ve büyük görme gibi anlamları vardır.1 Allah’ın (c.c.) yüceliğini ve büyüklüğünü ifade etmek için Allah (c.c.) en büyüktür anlamında tekbir getiririz.

Teşrik tekbiri nedir?

Müslümanların iki dinî bayramı vardır. Birincisi; oruç tuttuğumuz Ramazan ayından sonra gelen Ramazan Bayramı, ikincisi; Rabbimizin rızasını kazanmak için kurban kestiğimiz Kurban Bayramı’dır. Kurban Bayramı’nın birinci gününden önceki güne Arife günü denilir. Arife günü sabah namazından başlayarak Kurban Bayramı’nın dördüncü günü ikindi namazına kadar her farz namazdan sonra tekbir getiririz. Bu tekbirlere “teşrik tekbiri” denilir.

“Allahu ekber Allahu ekber, Lâ ilâhe illallahu vallahu ekber. Allahu ekber ve lillahi’l-hamd”

“Allah en büyüktür, Allah en büyüktür. Allah’tan başka ilâh yoktur. O Allah en büyüktür, Allah en büyüktür. Hamd yalnızca Allah’a aittir.”

Müslümanlar, Rablerine olan bağlılık ve inançlarını tekbir gibi ifadelerle gösterdikleri gibi Hz. Muhammed’e (s.a.v.) olan sevgilerini de onun için dua ederek ve ona selam göndererek gösterirler. Hz. Peygamber’e duyulan sevgiyi ve saygıyı göstermek için kullanılan dua ifadelerine salavat denir.

Hz. Muhammed (s.a.v.) hayatta iken, Müslümanlar onun sağlık ve afiyette olması için dua ederlerdi. Hz. Peygamber vefat ettikten sonra da tüm Müslümanlar ona selam ve dua göndermeye devam etmektedir. Onun için yapılan tüm bu güzel dualara salatüselam denir. Yüce Allah, Hz. Muhammed’e (s.a.v.) selam ve dua edilmesini emretmiştir. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin.” (Ahzâb suresi, 56. ayet.) Hz. Peygamber de bir hadisinde “Kıyamet günü insanların bana en yakını, bana en çok salavat getirendir.” (Tirmizî, Vitr, 21.) buyurarak onu sevmenin ve salavat getirmenin önemini vurgulamıştır.

Hz. Peygambere çok çeşitli şekillerde salavat getirilir. Salavat getirirken bazı ifadeler özellikle kullanılır. Örneğin Hz. Peygamberin ismi geçtiğinde “Sallallâhu aleyhi ve sellem” denir. Hatta bu kitapta da Hz. Muhammed’in (s.a.v.) isminin geçtiği yerlerde “s.a.v.” kısaltmasını görmüşsünüzdür. Bu kısaltma “Sallallâhu aleyhi ve sellem” ifadesinin kısaltmasıdır. Dua, bereket ve selam onun üzerine olsun anlamına gelir. (MEB Dinî Terimler Sözlüğü, s. 400.)

Hz. Peygambere ve onun ailesine dua etmek ve selam göndermek için onun öğrettiği farklı salavatlar da vardır. Salli-Barik olarak bilinen dualar bu salavatların en yaygın olanıdır. Bu dualarda Hz. Peygambere, ailesine ve atası İbrahim Peygambere (a.s.) (Aleyhisselam: Allah’ın (c.c.) selamı onun üzerine olsun.) şöyle dua edilir:

“Allah’ım! İbrahim Peygambere ve ailesine merhamet ettiğin gibi Hz. Muhammed’e ve ailesine de merhamet et. Gerçekten sen övülen ve şanı yüce olansın.”

“Allah’ım! İbrahim Peygamberi ve ailesini mübarek kıldığın gibi Hz. Muhammed’i ve ailesini de mübarek kıl. Gerçekten sen övülen ve şanı yüce olansın.”

Sevap ve Günah

Hayatımız içerisindeki iyi söz ve davranışlarımızın Allah (c.c.) katında bir değeri vardır. Allah’ın (c.c.) rızasını ve sevgisini kazandıracak güzel söz ve davranışlarımız için Allah’ın (c.c.) verdiği karşılığa sevap denir. Anne ve babamıza iyi davranmak, fakir ve yoksullara iyilikte bulunmak, Allah’ın emirlerine uyup yasaklarından kaçınmak sevap olan davranışlardandır. Sevabın karşıtı ise günahtır. Günah, dinin emir ve yasaklarına aykırı olarak yapılan ve bazı durumlarda cezayı gerektiren söz ve davranışlardır. Hayvanlara kötü davranmak, çevreyi kirletmek, insanları rahatsız edecek davranışlarda bulunmak ise günah olan davranışlardandır.

Helal Olsun

Fatma, babası ile bayram alışverişine çıkmıştı. Bayramın yaklaşması Fatma’yı çok heyecanlandırıyordu. Arkadaşlarıyla birlikte mahallelerindeki komşularını ziyaret edip bayramlarını tebrik edecekti. Evlerine akraba ve komşuları gelecek onların çocuklarıyla oyunlar oynayacaktı. Fatma ve babası bayramda gelecek misafirlere ikramlık kuruyemiş almak için çarşıda kuruyemiş tezgahının önünde durdu. Çeşit çeşit, renk renk enfes kuruyemişler göz dolduruyordu.

Kuruyemişçi, “Fındık, fıstık, leblebi, ceviz, lokum her şey var, taze taze uygun fiyata, tadına bakmak bedava!” diye satış yapıyordu. Fatma’nın babası fındık çuvalından bir fındık alıp tadına baktı. Fındıklar gerçekten taze ve lezzetliydi.

Kuruyemişçiye “Helal et.” dedi.

Kuruyemişçi “Ne demek abi, helal olsun, diğerlerinin de tadına bakabilirsin.” dedi.

Fatma bu sırada, “Babacığım helal ne demek?” diye sordu.

Babası, “Rabbimizin yapılmasını serbest bıraktığı davranışlara helal deriz. Yediğim fındık kuruyemişçiye ait, onun izni olmadan veya ücretini ödemeden yersem haram olur.” dedi.

“Haram ise Rabbimizin yasakladığı ve sevmediği davranışlardır.” diyerek sözlerini tamamladı.

Bu konuşmayı duyan kuruyemişçi, Fatma’ya bir avuç dolusu fındık ikram ederek “Al bakalım güzel kızım helal olsun.” dedi.

Sevap: Kişinin iman, ibadet, ahlak ve tüm güzel davranışlarının karşılığı olarak Yüce Allah tarafından kendisine verilen mükâfattır.
Günah: Dinin emir ve yasaklarına aykırı olarak yapılan ve bazı durumlarda cezayı gerektiren söz ve davranışlardır.
Helal: Yüce Allah’ın izin verdiği ve serbest bıraktığı iş ve davranışlardır.
Haram: Allah’ın (c.c.) yapılmasını kesin olarak yasakladığı söz ve davranışlardır.
(MEB Dinî Terimler Sözlüğü, s. 136, 154, 166, 409.)

Konuşurken dinî ifadelerden hangilerini kullanıyorsunuz? - Yorumlar

YORUMLARINIZI PAYLAŞIN

 

Yapılan Yorumlar

  • Son Yazılar

  • SOSYAL MEDYADA BİZSitemizin sosyal medya hesapları

    RASTGELE İÇERİKLER

    1 Mayıs Emek ve Dayanışma Gününün anlam ve önemi Samsun’da o gün doğdu şiiri Tadına bakmak Hece ve Çeşitleri Öğretmen kutsaldır ana gibi Ağır taş batman döver

    FACEBOOK'TA BİZ

    Online İlkokul

    Hoşgeldiniz

    Online İlkokul - Tüm Hakları Saklıdır