Warning: Invalid argument supplied for foreach() in /home/onlineil/public_html/wp-includes/script-loader.php on line 2652
Web sitemize hoşgeldiniz, 04 Ağustos 2021

Anadolu Selçuklu Devleti nasıl kuruldu?

Anadolu Selçuklu Devleti nasıl kuruldu?

Türk İslam tarihinde devlet kuran Oğuz boyları hangileridir?
Çevrenizde Türkiye Selçuklu Devleti’nden kalan eserler (medrese, kümbet, darüşşifa vb.) var mı?

BOY BİRLİĞİNDEN DEVLETLEŞMEYE

Anadolu’da birçok beylik ve devletin kurulmasında Oğuz Türkleri önemli bir rol oynamışlardır. Boylar hâlinde yaşayan Oğuz Türkleri boy birliği ya da beylik gibi geçici siyasi çatılar altında bir araya gelme alışkanlığına sahiplerdi. Her boyun başında da “bey” unvanı taşıyan bir başkan vardı. Her boyun kendine özgü bir damgası vardı. Oğuz Türkleri, konar-göçer kültürünün getirdiği özellikler ve her an düşmanla karşılaşma ihtimalinden dolayı güçlü, disiplinli ve teşkilatlı olma ihtiyacı hissederlerdi. Bu yüzden her boy kendi beyinin başkanlığında sosyal, ekonomik ve idari bir teşkilata sahipti. Boy beyi, boya ait bölgeleri idare ederek göçlerde düzen, disiplin ve güvenliği sağlamakla görevliydi.

Oğuz boyları zaman zaman birlik ve beraberliği daha da güçlendirmek amacıyla kendi istekleriyle birleşerek yeni bir devletin temellerini atarlardı. Oğuz boylarını bir araya getirip birleştiren boy beyi ise genelde kağan olurdu; daha sonra yeni devletin teşkilatlandırılmasına geçilirdi. Kağanın yakınları ile ona destek veren boy beylerine devletin en önemli görevleri verilirdi. Nitekim Oğuz boyları, I. ve II. Kök Türk Devleti’nin kurulmasında önemli rol oynadılar. Kök Türklerin yıkılmasından sonra bir süre bağımsız hareket eden Oğuzlar, Uygur Devleti kurulunca Uygurların hâkimiyetine girdiler. Uygur Devleti’nin yıkılmasından sonra Seyhun Nehri çevresine gelerek burada Oğuz Yabgu Devleti’ni kurdular. Oğuz Yabgu Devleti’nin son dönemlerinde bu devletin subaşısı olan Selçuk Bey, Oğuz Yabgusu ile anlaşmazlığa düştü. Kendisine bağlı Kınık boyu ile Cend Bölgesine göç etti (960). Burada boyu ile Müslümanlığı kabul etmelerinden sonra Oğuzlara Türkmen denildi. Oğuzların İslamiyet’i kabul etmesi, İslam tarihi bakımından olduğu kadar Türk tarihi açısından da bir dönüm noktası oldu. Sonraki dönemlerde Selçuk Bey’in torunları Tuğrul ve Çağrı Beylerin önderliğindeki Oğuz Türkmenleri Horasan’da Büyük Selçuklu Devleti’ni kurdular.

Büyük Selçuklu Devleti, hâkim oldukları bölgelerde gelişmiş bir devlet teşkilatlanması kurdu. Bu sayede başta Horasan olmak üzere Kafkaslardan Anadolu’ya uzanan büyük bir medeniyet hâline geldi.
Sonraki dönemlerde ise Türkiye Selçukluları Anadolu’da, Osmanlı Devleti ise Anadolu ve Rumeli’de devletleşme sürecini devam ettirdiler. Türklerin Anadolu’da devletleşmesini etkileyen faktörler arasında Bizans’ın Anadolu’daki otoritesini kaybetmiş olması, Anadolu’daki dinî ve sosyal belirsizlikler, Anadolu halkının bir devlet bünyesine girerek güvende olma isteği yanında Türklerin tarih boyunca teşkilatçı bir yapıya sahip olmaları etkili oldu.

TÜRKİYE SELÇUKLU DEVLETİ KÜLTÜR VE UYGARLIĞI

Devlet Yönetimi ve Ordu

Anadolu’da hâkimiyet kuran Türkiye Selçuklu Devleti, eski Türk devlet gelenekleri ve özellikle de Büyük Selçuklu Devleti’nin idari yapısını örnek aldı. Türkiye Selçuklularında devletin başında Selçuklu
ailesinden gelen bir “sultan” bulunurdu. Sultan unvanı yanında hükümdarlar “keyhüsrev, keykavus, keykubat” gibi Farsça unvanlar da kullanırlardı. Hükümdarın görevi halkın mutluluk ve refahını sağlamak, ülkeyi adaletli bir şekilde yönetmek, orduya komuta etmekti. Türkiye Selçuklularında, devlet hükümdar ailesinin ortak malı olarak kabul edilir ve şehzadeler arasında paylaştırılırdı. Türkiye Selçuklu Devleti’nde, devlet işleri “Divân-ı Saltanat”ta (Büyük Divân) görüşülürdü. Her türlü konu divanda değerlendirilerek karara bağlanırdı.

Hükümdarın çocuklarına “şehzade” denir; şehzadeler, devlet tecrübesi kazanmaları amacıyla küçük
yaşlarda vilayetlere gönderilirdi. Şehzadelerin yanına “atabey” denilen tecrübeli devlet adamları verilirdi. Hükümdar tarafından veliaht ilan edilen şehzade ya merkezde durur ya da merkeze yakın bir vilayete gönderilirdi.

Türkiye Selçuklu Devleti’nde merkezî yönetimin dışında ülke idari yönden eyaletlere ayrılmıştı. Eyaletlerin başında “emir” denilen askerî vali bulunurdu. Önemli eyaletlere şehzadeler “melik” unvanıyla atanırlardı. Şehirlerin güvenliğinden “subaşılar” sorumluydu. Bizans ve Ermeni sınır bölgelerini ise “Uç Beyleri” yönetirdi. Uç beyleri sınırları korumanın yanında, düşman ülkelere akınlar düzenler, sultan ile sefere çıkarlardı.

Türkiye Selçuklu Devleti, ordu teşkilatlanmasında da Büyük Selçuklu Devleti’ni örnek almıştı. Ordu genel olarak şu bölümlerden oluşuyordu:

Hassa askerleri: Hükümdarın sürekli yanında bulunan atlı ve yaya askerlerdi. Üç ayda bir devletten
maaş alırlardı.
Türkmenler: Uç bölgelerinde her an savaşa hazır durumda bulunan birliklerdi.
Sipahiler (İkta askerleri): Tamamen Türklerden oluşan askerlerdi. Maaş yerine ikta (dirlik) denilen tımarları alan sipahiler genelde atlı birliklerdi. Savaş zamanı ikta sahibi ile birlikte orduya katılırlardı.
Devlete bağlı beylik askerleri: İhtiyaç duyulduğu zaman savaşa davet edilirlerdi.
Donanma: Deniz savaşlarına katılırlardı. Donanma komutanlarına “reisü’l-bahr” denirdi.

Sosyal Hayat

Malazgirt Savaşı’ndan sonra, Türkiye Selçuklu Devleti’nin kurucusu Süleyman Şah 5000 çadır halkı ile Anadolu’ya geldi. İznik’i fethedip başkent yaptı. Ancak Haçlı Seferleri yüzünden Türk nüfusu Anadolu içlerine doğru çekilmek zorunda kaldı. Anadolu’nun bu çalkantılı yapısı 1176 yılına kadar sürdü. Miryokefalon Zaferi sonucu Türklerin Anadolu’daki varlığı sağlamlaştı. Bu tarihten sonra başta başkent Konya olmak üzere Aksaray, Sivas, Erzurum Kastamonu, Sinop, Alanya, Antalya gibi şehirlerde imar faaliyetleri başladı. Şehirler onarıldı. Hanlar, hamamlar, kervansaraylar, kümbetler, camiler, medreseler yapılarak Anadolu bayındır hâle getirildi. Fethedilen bölgelere Türkmenler iskân edilerek Anadolu’nun Türkleşme ve İslamlaşma süreci hızlandı. Şehirlerde kısa sürede ticaret gelişti, tarımsal üretim arttı. Diğer yandan Türkiye Selçuklularının uyguladığı adil ve hoşgörülü politika sayesinde Anadolu’daki Ermeniler, Rumlar, Gürcüler ve diğer gayrimüslim topluluklar rahat ve huzurlu yaşadılar.

Türkiye Selçuklularında sosyal tabakalaşma yoktu. Devletin resmî tasnife göre halk üç gruba ayrılırdı.

Şehirliler: Askerler, devlet memurları, ilmiye sınıfı, esnaf, zanaatkârlar ve şehir halkından oluşurdu. Askerler ve devlet memurları şehirde güvenlikten ve devlet işlerinden sorumlu olup hizmet karşılığı maaş alırdı. İlmiye sınıfı eğitimle, esnaf ve zanaatkârlar ticaretle uğraşırdı. Esnaflar Ahilik teşkilatına bağlıydı.

Ahilik nedir?

XIII. yüzyılda Ahi Evran tarafından oluşturulmuştur. Ahilik, şehirlerdeki esnaf ve zanaatkârların sosyal ve ekonomik yönden teşkilatlanmalarını sağlamıştır. Ahilik meslek kuruluşu olduğu kadar aynı zamanda kültür, inanç, yiğitlik ve ahlaki değerler taşırdı. Ahi teşkilatının başında “Ahi Baba” adı verilen bir yönetici bulunurdu. Her esnaf ve zanaatkâr grubunun ayrı bir sokağı ve çarşısı vardı. Esnaflar arasında haksız rekabeti önlemek amacıyla malın cinsi, fiyatı ve ne miktarda üretileceği esnaf loncaları tarafından belirlenirdi. Zor durumda olan esnafa yardım edilir veya kredi sağlanırdı. Kurallara uymayan esnaf teşkilattan çıkartılarak cezalandırılırdı.

Köylüler: Köylerin başında köy kethüdası bulunurdu. Köylüler, tarım ve hayvancılıkla uğraşırlardı.

Konar-göçerler: Genelde hayvancılıkla uğraşırlardı. Kendilerine ait yaylak ve kışlakları vardı. Devlet, konar-göçerleri uç bölgelerine iskân ederek onların yerleşik hayata geçmelerine ön ayak olurdu.

Ekonomik Hayat

Türkiye Selçukluları, ekonomik hayatın en önemli unsurlarından biri olan tarıma büyük önem verdiler. Tarıma uygun yerlerde su kanalları yaptırarak zirai ürünlerin artışını sağlamaya çalıştılar. İkta sistemini daha da işlevsel hâle getirerek ülke genelinde yaygınlaştırdılar.

İkta Sistemi nedir?

Mülkiyeti devlete ait olan mirî araziler meliklere, emirlere ve valilere hizmet karşılığı verilirdi. Arazi iyi işletildiği sürece verilen kişide kalır ve miras olarak bırakabilirdi. Araziyi üç yıl boyunca işletemeyen kişilerden tarlanın işletme hakkı geri alınırdı. İkta sahipleri kendilerine verilen araziler üzerinde asker beslemekten ve bu askerlerin eğitimini sağlamaktan sorumluydu. Savaş zamanı bu askerlerle birlikte savaşa katılırdı. Bunun yanında vergi toplamak ve bulundukları bölgenin güvenliğini sağlamakla da sorumluydular. İkta sahiplerinin bulundukları bölgelerde kale yaparak güçlenmelerini önlemek amacıyla iki yılda bir yerleri değiştirilirdi. İkta sistemi sayesinde devlet, bütçeden para ayırmadan asker yetiştirmiş, tarım arazilerinin sürekli işlenmesini sağlamış, taşrada devlet otoritesi sağlanmış, toprak gelirleriyle memur maaşları karşılanmış ve iktalarda savaşa hazır askerler yetiştirilmiştir.

Din ve ırk farkı gözetmeksizin çiftçilere gübre ve tohum yardımında bulundular. Ayrıca hayvancılıkla uğraşanların, imal ettikleri hayvan ürünlerini deri ve deriden mamul edilen maddeleri değerlendirmelerini sağladılar. Bu ürünlerin yurt dışına ihraç edilmesine öncülük ettiler.

Türkiye Selçuklu Devleti’nin kurulduğu Anadolu, ticaret yollarının işlek olduğu bir bölgeydi. Anadolu’dan geçen İpek Yolu, bölgede ticareti canlı tuttuğu gibi Anadolu’ya komşu olan devletlerin de ticaret hayatlarında etkili idi.

Türkiye Selçukluları Sinop, Samsun, Alanya, Antalya gibi önemli liman şehirlerine sahip olunca deniz
ticaretine büyük önem verdiler. Müslüman ve yabancı tüccarların emniyet içerisinde seyahat etmeleri ve ticaretlerini rahat yapabilmeleri için çeşitli önlemler aldılar. Tüccarlara her türlü gümrük kolaylığı sağladılar. Ticaret yollarının güzergâhları üzerine kervansaraylar inşa ettiler. Kervansaraylara gelen misafirlerin ihtiyaçlarını ücretsiz karşıladılar. Ayrıca kervanları zarar gören tüccarların zararlarını karşılamaya yönelik bir çeşit sigortacılık sistemi geliştirdiler. Yine şehir merkezlerinde çarşı ve pazarlara yakın yerlere han veya kapalı çarşılar kurarak esnaf ve tüccarlara kolaylık sağladılar.

Sultan Hanı – Aksaray

Türkiye Selçukluları Dönemi’nde sanayi; dokuma, dericilik, demircilik ve bakırcılık alanlarında gelişme
gösterdi. El tezgâhlarında her türlü kumaş ve kilim üretilirdi. Konya, Sivas, Kayseri, Malatya, Erzincan başlıca sanayi merkezleriydi. İhtiyaç fazlası ürünler, gerek kara yolu gerekse deniz yoluyla birçok ülkeye ihraç edilirdi. Diyarbakır ve Sivas’ta bakır madenleri, Kütahya’da gümüş madenleri çıkarılırdı. Askerlerin silah ihtiyaçlarını karşılamak için demircilik zanaatıyla uğraşan birçok zanaatkâr bulunurdu. Erzurum ve Sivas gibi merkezlerde çeşitli silahlar üretilirdi.

Bilim Hayatı

Türkiye Selçuklu hükümdarları bilimsel faaliyetlerin gelişmesine öncülük ederek bilim insanlarına destek verdiler. Nizamiye Medreselerindeki eğitim geleneğini Anadolu’ya taşıdılar. Önemli şehir merkezlerine medreseler, kütüphaneler kurdurarak bilim insanları için gerekli çalışma ortamı yarattılar.

Bu medreselerde dinî eğitimin yanında tıp, matematik, astronomi, fizik gibi alanlarda eğitim verildi. İnsan sağlığına önem veren Türkiye Selçukluları bu amaçla darüşşifalar (hastaneler) inşa ettiler. Bu
darüşşifalardan din ve ırk ayrımı gözetmeksizin herkesin faydalanmasını sağladılar. Bu Darüşşifalarda tıp eğitimi de verdirerek birçok tabip (doktor) yetişmesini sağladılar. Bu amaçla 1205’te Kayseri’de Türkiye Selçukluları Dönemi’nde yaptırılan en önemli darüşşifa, “Gevher Nesibe Darüşşifası”dır. Türkiye Selçuklularının ilk tıp okulu olması açısından büyük bir öneme sahip olan Gevher Nesibe Darüşşifası, XIX. yüzyıla kadar eğitim faaliyetlerini sürdürmüştür.

Kültürel Hayat

XIII. yüzyıl başlarında Konya’da Mevlânâ Celâleddîn-î Rumî Allah ve insan sevgisini işleyen şiirler yazdı. Yine Muhyiddin Arabi, Sadrettin Konevi ile Necmeddin Razi tasavvuf alanında önemli çalışmalarda bulundular. Yunus Emre Türkçe tasavvufi şiirler yazdı. Dönemin ünlü tarihçilerinden İbn-i Bibi ise yazdığı eserlerle hükümdarlar ve devlet yönetimi hakkında önemli bilgiler verdi.

Türkiye Selçukluları, Anadolu topraklarında birçok mimari eser yaptılar. XII. yüzyıl ortalarında Sultan Mesut tarafından yapımına başlanan Konya Alâeddin Cami, Niğde’deki Alâeddin Cami, Kayseri’de yaptırılan Hunat Hatun Cami ve Külliyesi, Konya’daki Taş Mescit, Sırçalı Mescit ve Karatay Mescidi bunlardan birkaçıdır. Bu eserlerdeki süslemeler genelde ayet ve hadisleri hat ile mermer veya taş üzerine yazma şeklindedir. Bunun dışında, saray, medrese, mescit, kümbet gibi mimari yapılarda ise bitki ve hayvan motifleri kullanıldı.

Türkiye Selçukluları Dönemi’nde süsleme sanatları kabartma, minyatür, oymacılık, çinicilik oldukça gelişti. Devletin simgesi olan çift başlı kartal resmine, ev ve kale duvarları, camii girişleri gibi yerlerde sıkça rastlamak mümkündü. Süsleme sanatları yanında Sivas ve Konya’da dokunan kumaş ve halılar Avrupa hükümdarlarına hediye olarak gönderilirdi. Müzik alanında ise Mevlevi ve Ahi zaviyelerinde tasavvuf müziği, dergâhlarda kopuz eşliğinde söylenen Dede Korkut Hikâyeleri, sultanlar için belli günlerde sarayda çalınan bandolar vardı.

Etiketler:

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.