Adaptasyon ve evrim nedir?

tarafından
2
Adaptasyon ve evrim nedir?

Adaptasyon ve evrim nedir?

Aynı yaşam ortamında bulunan farklı tür canlılar neden benzer özelliklere sahiptir?
Bir canlı farklı bir yaşam ortamına bırakılırsa yaşayabilir mi?

Canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için nelerin gereklidir?

Yaşam için beslenme, sıcaklık, su ve barınma gibi temel ihtiyaçlar karşılanmalıdır.

Canlılar yaşamlarını sürdürebilmeleri için bulundukları çevreye uyum sağlamış olmalıdır.

Canlı Türleri Değişiyor mu?

Canlılar yaşamlarını beslenme, sıcaklık, nem, barınma gibi imkânların bulunduğu uygun ortamlarda
sürdürebilirler. Bir canlı türünün yaşamını sürdürebildiği doğa parçasına yaşam alanı adı verilir.
Yaşam alanı aynı zamanda canlının üremesi ve düşmanlarından korunması için de uygun özelliklere
sahip olmalıdır. Bir canlının belirli bir çevrede yaşama ve üreme şansını artıran kalıtsal özelliklere
adaptasyon adı verilir.

Bir ortamda bulunan besinlerden yararlanamayan canlılara ne olur?

Bulunduğu ortamın koşullarına uyum sağlayabilen bireyler hayatlarını ve nesillerini sürdürebilirler.
Ortama uyum sağlayamayan bireyler ise yok olurlar. Bir canlının ortama uyum sağlayabilmesi
için de vücudunun ortamın imkânlarından yararlanabilecek yapıda olması gerekir.

Ortama uyum sağlayan bireylerin yaşaması, uyum sağlayamayanların yok olması doğal seçilim
olarak adlandırılır. Genetik yapıda meydana gelen değişiklikler canlının yaşama şansını artırabileceği gibi bazen tamamen yok olmasına da neden olabilir.

Genetik yapıda meydana gelen değişiklikler bazen canlının yararına, bazen de zararına olabilir.

Yaşam alanlarının koşulları zaman içerisinde değişikliğe uğrayabilir. Canlıların yaşama şansları onların bu değişimlere adaptasyonlarına bağlıdır. Değişime uyum sağlayamayan canlılar yaşama şanslarını kaybederler. Bu durum yaşam alanlarındaki biyolojik çeşitliliği de etkiler.

Canlılar yaşadıkları çevrenin cansız ve canlı unsurları ile etkileşim hâlinde olurlar. Canlıların bulundukları ortamda yaşamlarını sürdürebilmeleri için barınma, su, hava, ışık gibi unsurlara uyum
sağlamış olmaları gerekir. Bunun için aynı ortamda bulunan farklı organizmalar benzer adaptasyonlar
geliştirebilirler. Örneğin soğuk ve yüksek yerlerde yaşayan kutup ayısı, kar baykuşu gibi hayvanlar diğer bölgelerdekilere göre daha açık renklidir. Ayrıca bu hayvanların kulak, burun, kuyruk gibi vücut uzantıları sıcak bölgelerde yaşayan akrabalarından farklı olarak sivri yapılıdır.

Soğuk bölgelerde yaşayan hayvanların kıl uzunlukları ve yoğunlukları da sıcak bölgelerde yaşayanlara
oranla daha fazladır. Örneklerden de anlaşılacağı gibi hayvanlar bulundukları çevrenin koşullarına göre çeşitli uyum mekanizmaları geliştirirler. Canlıların çevresel değişimlere adaptasyonları hem biyolojik çeşitliliğe hem de evrime katkıda bulunabilir.

Canlıların zaman içerisinde doğal şartlara bağlı olarak değişebileceğini savunan görüşe evrim teorisi adı verilir. Bu teoriye göre canlılar sürekli olarak basit yapılardan kompleks yapılara doğru değişmektedirler. Ancak bu değişim oldukça yavaş gerçekleşmektedir. Çok küçük bir kalıtsal değişimin
gerçekleşmesi bile asırlarca sürebilir.

Evrimle ilgili çalışmalar ve bulgular laboratuvar ortamlarında kanıtlanmış bulgular değildir. Bu konudaki görüşler daha çok gözlemlere ve varsayımlara dayanmaktadır.

Evrimle ilgili görüşlerin ortaya atılması ve gelişim süresi, yaklaşık 200 yıllık bir süreci kapsamaktadır.
Bu süreç içerisinde, canlıların ortaya çıkış mekanizmaları hakkında, birçok yöntem ve teknoloji kullanılarak bir yargıya ulaşmak mümkün olabilmektedir.

Hâlen yeryüzünde, bir buçuk milyondan fazla hayvan ve yarım milyondan fazla bitki türünün yaşadığı bilinmektedir. Evrim teorisi, bu kadar canlı türünün nasıl var olabildiğini ve yaşayabildiğini tam olarak açıklayamamaktadır.

18. yüzyılın sonuna kadar, yeryüzündeki canlı türlerinin değişmediği yani yeryüzündeki canlı
çeşitliliğinin sabit kaldığı görüşü egemendi. Ancak Fransız doğa bilimci Lamarck (Lamark) 1809
yılında yayımladığı kitabında, günümüzde yaşayan hayvan türlerinin, soyu tükenmiş olan eski türlerden kökenlendiği görüşünü ortaya attı. Lamarck bu görüşü ile ilk defa, soyağacı kavramını gündeme getirmiş ve canlıların kökeni için nedensel bir açıklama yaparak evrim teorisinin kurucusu olmuştur. Lamarck evrimin, canlıların değişen yaşam koşullarına uyum sağlama çabasından olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre canlılar, ihtiyaçlarını karşılayabilmek için bazı organlarını diğerlerine göre daha çok kullanırlar. Kullanılan organlar gelişirken kullanılmayan organlar körelir ve bu değişiklikler kalıtım yoluyla canlıdan yavrularına geçer. Yani kazanılan özellikler kalıtsaldır. Örneğin zürafaların boyunları, atalarının yüksek dallardaki yapraklara ulaşabilmek için sürekli boyunlarını uzatmaları sonucunda uzamış ve bu özellik kalıtım yoluyla yavrulara aktarılmıştır. Balıkçıl kuşunun uzun bacaklı olması, sığ sularda yürüme ihtiyacı ile ilişkilidir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin New York şehrinde bulunan Amerikan Doğa Tarihi Müzesi, dünyanın
en büyük ve en ünlü müzelerinden birisidir. Müzede çok eski zamanlarda yaşamış canlılara ait zengin fosil örnekleri mevcuttur, Müzenin 200’den fazla bilim insanı kadrosu, çok sayıda daimî sergi salonu ve araştırma laboratuvarı bulunmaktadır. Bilim insanları fosil örneklerinden yola çıkarak yaklaşık 20 milyon yıl önceki atların günümüzdekilere göre daha küçük boylu ve çok tırnaklı olduğunu açıklamaktadırlar. Atların boyunun zaman içerisinde uzadığını ve ayaklarının çift tırnaklı hâle geldiğini savunan bilim insanları bu değişimin milyonlarca yıl süren bir evrim sonucunda gerçekleştiğini savunmaktadırlar. Bilim insanlarına göre yaklaşık on bin yıl önce atların tek tırnaklı hale geldiği belirtmektedirler.

Lamarck gibi türlerin değiştiğini kabul eden bir başka bilim insanı da Robert Charles Darvin’dir
(Rabırt Çarlıs Darvin). İngiliz bilim insanı Darvin’ e göre çevre koşullarına uyum sağlayan canlılar
yaşamlarını sürdürür, uyum sağlayamayanlar ise yok olur. Yaşam şartları değişirse canlının da buna
göre değişmesi gerekir. Aksi hâlde yaşama şansı kalmayabilir.

Darvin’e karşı olan bilim insanları canlıların değişmediğini, türlerin sabit olduğunu kabul etmişlerdir.
Onlara göre değişme söz konusu olamaz. Çünkü canlı yeni koşullara uymaya çalışırken bunu sağlayamaz ve yok olur. Örneğin iklim değişip ortam bataklığa dönüştüğünde canlı bu duruma uyum
sağlayamadan yok olur.

20. yüzyılda genetik bilimindeki gelişmeler evrimin nedenleri ile ilgili bilgilerin artmasını sağlamıştır.
Bilimsel çalışmalar sonradan kazanılan özelliklerin kalıtsal olmadığını ortaya koymuştur. Buna göre zürafaların boyunlarının uzun olması atalarının yüksek dallara ulaşmak için boyunlarını uzatmaları ile ilişkili olamaz. Ancak canlıların gen yapılarında meydana gelen değişiklikler kalıtsaldır. Mutasyonlar sonucunda genlerde meydana gelen değişiklikler farklı türlerin ortaya çıkmasına yani evrime neden olmaktadır.

Aşağıdaki paragrafta boş bırakılan yerleri, verilen sözcüklerden uygun olanlarla tamamlayınız.
doğal seçilim – yaşam alanı – evrim teorisi – adaptasyon
Bir canlı türünün yaşamını sürdürebildiği doğa parçasına …yaşam alanı… adı verilir. Canlıların
belli bir çevrede yaşama ve üreme şansları, sahip oldukları kalıtsal özelliklere bağlıdır. Canlıların
çevre şartlarına uyum gösterebilecek şekilde değişmesine …adaptasyon… adı verilir. Bulunduğu
ortamın koşullarına uyum sağlayabilen canlılar nesillerini sürdürebilir. Ortama uyum sağlayabilen canlıların yaşama şansına sahip olması ve uyum sağlayamayanların yok olmasına …doğal seçilim… adı verilir. Canlının yaşamakta olduğu ortamın özellikleri çeşitli nedenlerle değişip bozulabilir. Bazı bilim insanları bu değişim ve bozulmalara bağlı olarak bazı canlı türlerinin de değişime uğrayabileceğini savunurlar. Bu görüş …evrim teorisi… olarak adlandırılır. Bu teoriye göre canlılar basit yapılardan kompleks yapılara doğru sürekli değişim hâlindedir. Ancak laboratuvar ortamlarında kanıtlanmamış olan bu görüşler daha çok gözlemlere ve varsayımlara dayanmaktadır.

Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri, verilen sözcüklerden uygun olanları ile tamamlayınız.
mitoz – hücre bölünmesi – parça değişimi – kalıtsal özellik – biyoteknoloji – üreme – gen – mutasyon – vücut – kromozom – modifikasyon – kalıtım – mayoz
1. Canlılarda büyüme, gelişme ve üreme …hücre bölünmesi… ile gerçekleşir.
2. Hücre bölünmesi …mitoz… bölünme ve …mayoz… bölünme olmak üzere iki farklı şekilde gerçekleşir.
3. Mitoz bölünme sonucunda oluşan yavru hücre ile ana hücrenin …kromozom… sayısı birbirine
eşittir.
4. Mitoz bölünme …vücut… hücrelerinde, mayoz bölünme ise …üreme… hücrelerinde görülür.
5. Anne ve babaya ait karakterlerin kromozomlar yardımı ile yavrularına aktarılmasına …kalıtım
denir.
6. Anne ve babadan yavrularına aktarılabilen özelliğe …kalıtsal özellik… adı verilir.
7. DNA üzerinde bulunan ve canlının kalıtsal özelliklerini belirleyen yapılara …gen… denir.
8. Mayoz bölünme sırasında kardeş kromozomlar arasında gen alışverişi olur. Aynı türün bireylerinin
birbirinden farklılık göstermesine neden olan bu olaya …parça değişimi… adı verilir.
9. Bir canlının gen yapısının değişmesine …mutasyon… , fenotipinin değişmesine …modifikasyon… denir.
10. Canlı türlerinin değiştirilip geliştirilerek onlardan daha çok ürün elde edilmesi çalışmalarına
biyoteknoloji… adı verilir.

Genetik mühendisleri hangi konularda çalışma yaparlar?
Canlıların gen yapılarının araştırılması ve genlerin bir organizmadan başka bir organizmaya aktarılması konularında çalışma yaparlar.

Mitoz bölünme ile mayoz bölünme arasındaki farklar nelerdir?
– Mitoz vücut hücrelerinde, mayoz üreme ana hücrelerinde görülür.
– Mitozda kromozom sayısı sabit kalır, mayozda yarıya iner.
– Mitoz sonucunda 2 yavru hücre, mayoz sonucunda 4 yavru hücre oluşur.
– Mitozda parça değişimi olmaz, mayozda parça değişimi olur.

DNA’nın yapısını oluşturan nükleotitler nelerdir?
Adenin nükleotit, timin nükleotit, sitozin nükleotit ve guanin nükleotit.

İnsanlarda yaygın olarak görülen genetik hastalıklar nelerdir?
Hemofili, renk körlüğü ve orak hücreli anemi.

Akraba evliliği niçin sakıncalıdır?
Aralarında akrabalık ilişkisi olan çiftlerde çekinik karakterdeki bir gene ait özelliğin çocuklarda ortaya çıkma olasılığının yüksek olmasından dolayı sakıncalıdır.